İmamlar ve Diyanet Personeli Burada

İmamlar ve Diyanet Personeli Burada (http://www.dibpersonel.com/)
-   İlitam Sınavları ve Çıkmış Soruları (http://www.dibpersonel.com/ilitam-sinavlari-ve-cikmis-sorulari/)
-   -   ANKARA İLİTAM İslam Düşünce Ekolleri Özetleri (http://www.dibpersonel.com/ilitam-sinavlari-ve-cikmis-sorulari/1512-ankara-ilitam-islam-dusunce-ekolleri-ozetleri.html)

fcetin 12-15-2010 11:38

ANKARA İLİTAM İslam Düşünce Ekolleri Özetleri
 
İSLAM DÜŞÜNCE EKOLLERİ TARİHİ


ÜNİTE 1:İSLAM DÜŞÜNCE EKOLLERİNİN ORTAYAÇIKIŞSEBEPLERİ


İSLA DÜŞÜNCE EKOLLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞ SEBEBLERİ
Fırka;Sözlükte ayrılık,farklılık,değişme ve sapma demektir.Terim olarak itikadi,siyasi,gayelerle vücut bulmuş fikirler ve şahıslar etrafında ki zümreleşmeleri ifade eder.
Mezheb ise:Sözlükte benimsenen görüş,farklı tutum ve davranışlar,gidilen yol anlamına gelir.Fırkadan daha kapsamlı bir anlam ihtiva eder.Terim olarak:Bir takım siyasi,itikadi,ictimai ve diğer hadiselerin tesirlerinin,mezheb kurucu sayılan insan ile ona uyanlardaki fikri,dini ve siyasi tezahürlerdir.
** Fırka anlamında kullanılan mezhebin pek çok tanımı yapılmış olmakla birlikte, Mezhepler Tarihi kavramı olarak en kapsamlı tanımı FIĞLALI tarafından yapılmıştır. Ona göre İslam düşüncesinin veya başka bir ifadeyle fırkalaşma veya zümreleşme faaliyetlerinin gelişme seyrini göstermeyi esas alan bir bilim dalıdır.
** Fırka siyasi-itikadi alanla ilgili farklılaşmalara fırka, Ameli fıkhi boyutu ağır basanlara fıkıh mezhepleri denir,
Makale-Makalat; Mezhepler tarihinde, Ehli Sünnet dışındaki fırkalara mensup şahısların, İslam toplumunda Hz.Peygamber sonrasında meydana gelen siyasi ve itikadi tartışmalar veya kendi döneminde ortaya çıkan meselelerden biri veya bir kaçı hakkında kendi görüşlerini açıklamak, mezhebini savunmak yada başkalarının görüşlerini reddetmek, kötülemek, ve eleştirmek amacıyla kaleme aldıkları küçük eserlere denir.
İlk Makalat geleneğinin her mezhep mensubunun sırf kendi görüşlerini savunmak ve başka görüşleri eleştirme şeklinde mezhebi veya sırf ilmi gayelerle başladığı görülür, ilk olarak Hariciler ve akabinde Mürcie oluşmuştur.
İlmu’l-Makalat, İslam düşünce ekollerinin tarihinivegörüşleriniinceleyenilminadıdır. Builme,İlmüMakalati'l-Fırak, Milel-Nihal el-EhvaVe'l-Bida'dadenilmektedir.
Mezhepler yazım gelenekleri, mezhebi gelenekler esas alınarak şu şekilde sınıflandırılabilir.
1-Harici Makalat ve Fırak geleneği, 2-Mercii-Maturidi makalat ve Fırak geleneği 3-Mutezili-zeydi makalat ve Fırak geleneği, 4-Onikiimamiyye şiası Makalat ve fırak geleneği 5-İsmaili Makalat ve fırak geleneği 6-hadis taraftarları makalat ve fırak geleneği 7-Eşari makalat ve fırak geleneği.
Mezheplerin incelenmesi
1-Kronolojik ve mezhep merkezli inceleme; Mezhepleri, ya doğuş sırasına veya yazarın İslam tasavvuruna daha az zararlı oluşları sırasına göre, yada kendi mezhebine yakınlığına göre ayrı ayrı başlıklar altında fikirleri sıralanır
2-Konu merkezli inceleme; bir konu başlığı konulur ve mezheplerin bu konudaki görüşlerine yer verilir.
3-Şahıs merkezli inceleme; önemli şahıslar ve onların siyasi ve itikadi görüşleriyle diğer hususlardaki görüşlerine yer verilir. Bu eserlerin asıl gayesi mezhepleri ya sınıflandırmak veya benimsenen inançlar ve fikirler arasındaki benzerliklere göre bir araya toplamaktır.
İslam düşünce ekollerinin tarihini ve görüşlerini inceleyen ilme ne denir?
Makalat,İlmül Makalat,İlmü Makalatil Fırak,Milel-Nihal,el-Ehva vel Bid’a denir.Bu işle uğraşanlara Ashabul Makalat adı verilir. İslam düşünce ekolleri, İslam Mezhepler Tarihi tarafından incelenmektedir.
Taşköprüzade ye göre; (bu konuda ilk tanımı yapmıştır) o, mezhepler tarihini, ilmu Makalatil Fırak adıyla şöyle tanımlamaktadır. ilahi akidelere müteallik batıl mezhepleri kaydetmekten bahseden bir ilimdir.
Onat’a göre; İslam mezhepleri tarihi, siyasi ve itakidi gayelerle vücud bulmuş, İslam düşünce ekolleri diyebileceğimiz beşeri oluşumları, bilimsel yöntemlerle inceleyen bir bilim dalıdır.
İslam Mezhepleri Tarihi, kısaca İslam tarihinde geçmiş ve günümüzde ortaya çıkan itikadi ve siyasi düşünce ekolleridir.
Milel,(millet),Din anlamındadır.Terim anlamına gelince,Allahın peygamber yoluyla,insanlara inanmaları için gönderdiği kitaplı dindir.
Nihal ise:İnanç akide ve felsefi görüş demektir.Terim olarak;İnanmadığı halde bir din ve inanç üzere olduğunu iddia eden kişilere verilen sıfat demektir(münafık gibi).




״Kitabül Milel ven Nihal״;İslam düşüncesinde İslami ekoller ile Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi gayri İslami ekolleri inceleyen eserler ״Kitabül Milel ven Nihal״ olarak isimlendirilmişlerdir.
** Şehristani İslam düşüncesinde mukaddime adıyla usul geleneğini başlatan ilk İslam bilginlerinden biridir.
Fırak ise;İslam düşünce ekollerini ele alan yazılı edebiyatının bir başka adıdır. İslamla ilişkilendirilen gruplar hakkında bilgi veren veya bunlara ilaveten diğer dinler ve felsefi ekollere yer veren eserlerdir.
** Fırkaların oraya çıkışlarını ve görüşlerini inceleyen Ehli Sünnet alimleri, genelde eleştirmişlerdir, muhalif olmuşlardır. Sadece ŞEHRİSTANİ bu ekolleri eleştirmemiştir.
** Mezhepler din değil,dinin özü değildir, dinin anlaşılma biçimleridir, yaklaşım farklılığıdır.
Siyasi-İtikadi Düşünce Ekollerinin Ortaya Çıkış sebepleri
1-İnsan unsuru 2-Toplumsal Yapı 3-Siyasi olaylar 4-Eski Kültür ve Medeniyetlerle karşılaşma 5-Dini metinler.
İslam Düşüncesinde Farklı Din Anlayışları Hangileridir
1-Tepkisel-Kabilevi Din Anlayışı:Bu zihniyete göre Din yararlı şeyleri(taat)yapmak,günah işleyeni tekfir etmek ve zulmeden otoriteye isyan etmektir.Temsilcileri:Hariciler ve kısmen Vahhabiler.
2-Akılcı-Hadiri Din Anlayışı:Yerleşik hayata geçmiş ve demokratik yapıyla temayüz etmiş sivil toplumlarda akılcı-eleştirel zihniyet egemendir.Temsilcileri arasında Mürcie, Rey taraftarları(Hanefiler) Mutezile, Maturidiler,Meşşai Filozoflar,
3-Gelenekçi Muhafazakar Din Anlayışı:Bunlar toplumdaki parçalanmışlığı engellemek ve birlik içinde peygamberimizin ve sahabenin görüşlerine dayanan fikri yapıya ulaşmayı hedef edinmektedirler.Bu zihniyette sünnet, hadis,asrı saadet,taklit gibi kavramlar etkindir. Din bu açıdan İlk Müslüman neslin uygulamalarından ibarettir tarzında sloganlaştırılmıştır.
Temsilciler:Hadis taraftarları,Selefilikle onların alt gurubları olan Şafilik,Malikilik,Hanbelilik,ve Zahiriliktir.
4-Politik-Karizmatik Liderci Din Anlayışı:İslam tarihinde Dini,insan veya insanlara itaat etmek yada imama itaat etmek olarak algılayan karizmatik Liderci veya kurtarıcı bekleme şeklindeki politik din anlayışını benimserler.Temsilcileri arasında, Aşırı şii hareketler,On iki İmamiyyeşiası,Batınilik,Karmatiler,Zeydilik,Dürzil ik,Nusayrilik,Kadıyanilik,Babilik,Şeyhilik, On iki İmamın Masumeyetini ve imamete hak sahibi olduklarını savundukları sürece Kızılbaşlık,Alevilik ve benzeri ekoller gelir.
5-İnzivâci-Keşifçi Din Anlayışı:Mutlak hakikate ve dini bilgiye evliyanın yol göstericiliğinde keşif ve ilhamla ulaşılır fikri bu zihniyet tarafından sloganlaştırılmıştır.Temelde güven duygusunun zedelenmesine dayanır.İslam toplumunda tarikatlarda bulacağımız bu zihniyet,daha çok manevi hayata ve dini tecrübeye vurgu yaparlar. Temsilcileri, Zahidler, Sufiler,Tarikatlar,Yesevili,Nakşilik,Kadrilik,Alev ilik-Bektaşilik,Mevlevilik,Ticanilik,rıfailik kısmen Batıniler ve işraki filozoflar bulunmaktadır.






ÜNİTE 2:İSLAM DÜŞÜNCE EKOLLERİ (Haricilik, Mürcie, Mu’tezile)


HÂRİCÎLER
Harici;Sözlükte,ayrılan,göçen,karşı çıkan,itaattan ayrılıp,isyan eden ve saf değiştiren anlamına gelir.Hz.Alinin hakem olayını kabul etmesi üzerine ona karşı çıkıp isyan eden siyasi bir harekettir.Önce Hz.Aliyi destekleyen ve muaviyeye karşı onun saflarında savaşan bazı insanlar,sorunun hakemle çözülmesi fikrini desteklediler.Hakemlerin tayin edilmesiyle birlikte görüş değiştirerek Hz.Aliye karşı çıkıp onun saflarından ayrıldılar.Bu tutumlarını dini açıdan haklı gösterebilmek için ״Allahtan başka hüküm verecek yoktur yada hüküm ancak Allaha aittir״(La hükme illa lillah) şeklindeki bir ayeti slogan olarak kullandılar.Hz.Ali, Muaviye ve hakemleri (Ebu musa el eşari ve Amr b.Ası )protesto eden bu hareket,daha sonra kendine has görüşleriyle itikadi bir boyut kazanmıştır.
İsimlendirme Meselesi
Haricî, sözlükte, “ayrılan, göçen, karşı çıkan, itaat etmeyip isyan eden ve saf değiştiren” anlamlarına gelen hurûc kökünün sonuna nisbet eki getirilmek suretiyle türetilmiş bir sıfat isimdir.
Terim anlamı, “insanlardan, Hz. Ali’den, haktan veya dinden uzaklaşanlar” anlamında Hakem olayından sonra Hz. Ali’nin yanından ayrılanlar demektir. Kınamak ve küçük düşürmek amacıyla muhaliflerince verilmiştir. Daha sonra, Harcîler bizzat kendileri, haricî kavramının anlamını “kafirlerden her türlü bağı koparanlar” şeklinde tanımlayarak kullandılar. Şurât, Muhakkime, Muhakkime el-Ûlâ; Harûriyye, Vehbiyye, Râsibiyye ve Mârika isimleri de Haricîler için kullanılır.
Haricîliğin Teşekkül Süreci
Hakem olayından (37/657-8) sonra, aynı görüşü paylaşan bazı kimseler bir araya gelerek, Ali ve Muaviye taraftarlarının dışında farklı üçüncü bir siyasî cephe oluşturmuştur. Bunun dışında Hz. Osman’ın halife seçilmesiyle tekrar ortaya çıkan Emevî Haşimî çekişmesi, Hz. Osman’ın hilafetinin özellikle son altı yılındaki siyasî uygulamaları, yerleşik hayata sonradan geçmiş bedevî Arapların hızlı kültür değişimi sonucu sosyal hayata ve merkezi otoriteye intibakta yaşadıkları problemler ve yüzeysel olarak anladıkları Kur'an'a dayalı bir toplum oluşturma çabaları, Hariciliğin ortaya çıkışında etkili olan önemli etkenlerdendir.
** Hariciliğin dini-siyasi bir zümreleşme hareketi olarak ortaya çıkması, SIFFIN savşı sonrasına rastlamaktadır.
Haricîlerin Tarihçesi
Hakem olayından sonra Hz. Ali’den ayrılan 12.000 kadar Harici Harûra’da toplandı. Hz. Ali bu insanları ikna için, önce Abdullah b. Abbas’ı göndererek, sonra bizzat kendisi giderek çok çaba sarf etti. Ancak bütün çabaları sonuçsuz kalınca, önce Nuhayle’deki, sonra da Nehrevan’daki Haricîler üzerine yürüdü ve çoğunluğunu öldürdü. Yine de varlığını devam ettiren Hariciler, merkezi otoriteye ve Kureyş’e karşı çıkmaları dolayısıyla mevâliden de destek görmeye başladı.
Emeviler döneminde Hariciler, 63/682 yılında Emevîlere karşı hilafet talebiyle ayaklanan Abdullah b. Zübeyr’i desteklediler. Nafi b el-Ezrak, Abdullah b. Saffar, Abdullah b. İbaz, Hanzale b. Beyhes Basra’ya; Ebû Tâlut, Ebû Fudeyk, Atiye b. EsvedYemâme’ye gittiler. Bunlar kısa bir süre sonra Yemame, Hadramut, Yemen ve Tâif’i ele geçirdiler. Haricîlerden İbâdiyye dışındakiler varlıklarını devam ettirememiştir.
** Hz. Aliyi hakem tayinine zorlayan Eş’as b.Kaystır.
** Haricilere önderlik eden kişiler; Abdullah b.Vehb er-Rasıbî ve İbn Kevva dır.
İbaziyye ve Faaliyetleri
İbaziyye, Nafi’ b. el-Ezrak’ın 65/685 yılında Emevilere karşı isyanında, yanında yer almayanları ve büyük günah işleyenleri küfre düşmekle suçlamıştır. Bunun üzerine ondan ayrılarak Basra’da Abdullah b. İbaz’ın etrafında toplananların bir fırka oluşturmuştur. İbaziyye başlangıçta Emevilerle iyi ilişkiler içindeydi. Basra İbazilerin ilim merkezlerinden birisi haline geldi. İbâziyye, Mağrib, Yemen, Hadramût, Uman, Mısır ve Horasan’da yayıldı. Haricîlik, Hicaz, Yemen ve Hadramut’ta, Ebû Hamza Muhtâr b. Afv ve Abdullah b. Yahya’nın ortak faaliyetleriyle yayıldı.
Fasılalarla iktidar oldukları Uman’daki varlıkları günümüze kadar devam etmiştir. Kuzey Afrika ve Mağrib İbaziliği, II./VIII. asrın başlarında Basra İbâdîlerinden Selâme b. Saîd’in faaliyetleriyle başlamıştır.
Bu bölgede Rüstemîler devletini kurdular. Sonra İbâzi Vehbiyye grubu, Cebelinefuse’de Ebû Zekeriyye el-İrcanî (311/923)’nin önderliğinde bağımsız bir devlet kurdu, daha sonra yarı bağımsız olarak VIII./XIV. yüzyıla kadar varlığını devam ettirdi. V./XI. yüzyıldan itibaren Kuzey Afrika İbazileri, bir İbâzi’nin başkanlık ettiği Azzabe adı verilen bir meclis tarafından yönetilen bir yönetim biçimi geliştirdi.
**İbaziyye adını ;Abdullah b.İbaz el-Mürri et-Temimiden almıştır.
**İbaziyyeler kendilerini; Muhakkime el-Ulâ,Vehbiyye,Ehlüd Da’ve,Ehlül İman vel İstikame,Ehlül Adl vel İstikame,Cemeatül Müslimin olarak tanımlarlar.
İbazilerin Görüşleri
Harici gruplar arasında sistemli bir fikri yapıyı kurmayı sadece ibaziler başarmıştır. Bunlara göre; İslam toplumunun yönetiminde, itikadi ve ameli hayatında Kur’an esas alınmalıdır. Adaletin gerçekleştirilebilmesi, Kur’anın ortaya koyduğu emir, yasak ve hükümlerin yürürlüğe konmasıyla mümkündür. Siyasi irade bunu sağladığı takdirde isyan etmek ve görevinden uzaklaştırmak gerekir. Halife seçimle iş başına gelir. Büyük günah işleyen kişi imandan çıkmış kafirdir. Ebedi cehennemliktir. Hariciliğin sert ve katı tutumunu yumşatarak islamın emir ve yasaklarını bir bütünlük içerisinde ele almayı başaran en mutedil fırkadır. Devlet Kur’anın esasları üzerine kurulmalıdır. İtikadi konularda ; iman, ikrar, niyet, amel, sünnete uymak, hevaya meyletmemek ve takva yoluna uymaktır. Günümüze kadar gelmeyi başaran tek harici fırkadır. İman konusunda ehli sünnetle aynı görüştedirler, sadece kuranın mahluk olduğunu ve büyük günah işleyen için herhangi bir şefaat olmayacağını ileri sürer.
Halıfe seçimi Halifelik için Kureyşli olmak zorunlu değildir. Adil, alim ve zahit olmak gibi halifelik şartlarını taşıyan hür veya köle, Arap veya mevali her Müslüman seçimle iş başına gelebilir.
İmamlık Devlet başkanı, şartlar ne olursa olsun seçimle işbaşına gelmelidir. İbaziyye, halife olacak kişide aranan şartlar ve azledilmesi gereken durumlar konusunda ilk Hariciler gibi düşünürler. Daha faziletlinin bulunması durumunda, daha az faziletlinin imam olmasını ve aynı anda farklı bölgelerde birden fazla imamın bulunmasını caiz görürler.


İbaziler, kendi dışındaki Müslümanlara, diğer Hariciler gibi sert davranmamışlar ve Ehl-i Kıble’den olan muhaliflerini müşrik değil “nimeti inkar edenler anlamında kafir” olarak görmüşlerdir.
İbaziyye’nin Günümüzdeki Durumu
İbaziyye, günümüze kadar gelmeyi başaran tek Haricî fırkasıdır. Çağımızda İbazîler, Uman başta olmak üzere Hadramut, Zengibar, Libya, Tunus, Cezayir ve Batı Sahra’nın çeşitli yerleşim alanlarında yaşamaktadırlar.


MÜRCİE
islamın ilk döneminde ortaya çıkan ve uzlaşmacı fikriyle tanınan siyasi ve itikadi bir fırkadır. Hz. Osman’ın ölümünden sonra meydana gelen tartışmalara taraf olmayan Abdullah b. Ömer’ in başını çektiği ve daha pek çok sahabinin yer aldığı bir gruptur. İslam toplumunu tehdit eden başta harici zihniyetine, ikinci olarak emevi-haşimi çekişmesine özelliklede Müslümanların birbirini öldürmelerine tepki olarak doğmuştur.
Görüşleri;Günümüze ulaşan Kitabu’l-irca, Kasidetü’l-İrca I-II ve Ebu Hanife’ye nispet edilen serlerinde benimsediği fikirler sistemli bir şekilde ele alınmıştır. Bu fikirler;
1) Bilinmeyen konularda hükmü Allah’a ertelemek,
2) Kıble ehlinden büyük günah işleyen hiç kimse tekfir edilemez,
3) Din birlik ve beraberliktir.
Bunlara göre büyük günah işleyen imandan çıkmaz. ahiretteki durumu Allah’a kalmıştır. İslama girmenin şartı ameller değil, Allah’ı ikrar ve tastiktir.Allah va’dinden dönmez ama vaidinden dönebilir.


İsimlendirme Meselesi;Mürcie kelime olarak, “geriye bırakmak, ertelemek veya geciktirmek” anlamlarına gelir. Kavram olarak, büyük günah işleyenlerin durumlarını Allah’a bırakıp, onların cennete mi cehenneme mi gideceği konusunda fikir ortaya koymayan kimselerin oluşturduğu topluluğa verilmiş müşterek bir isimdir. İlk defa, Haricî Nâfi b. el-Ezrak tarafından kullanılmıştır.Mürcieyi;Şüpheciler(şükkak)olarak isimlendirmiştir.Şia Hz.Aliyi hilafet sırasında birinciden dördüncü sıraya bırakan herkesi mürcie altında zikreder.
Mürcieler kendilerini şöyle tanımlarlar
Zemmedilen mürcie değil Övülen mürcie olarak,bazende canlarını cennet karşılığında Allaha satanlar anlamında Şârî olarak yada birlik ve bütünlüğü savunanlar anlamında Ehlül Cemaa el-Mürciuun adıyla isimlendirmişlerdir.
Mürcie’nin Teşekkül Süreci
Abdullah b. Ömer’in başını çektiği bir grup, Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra meydana gelen tartışmalarda taraf olmak istememişti. Bu tavır, ilk defa Hz Osman’ın Bizans’a gönderdiği gaziler tarafından, daha sonraları Ali ve Muaviye arasındaki mücadelede ve Hasan’ın hilafeti Muaviye’ye devretmesinden sonra siyasî kamplaşmalara doğrudan taraf olmak istemeyen Müslümanlar tarafından benimsendi.


Mürcielilere Ali ve Muaviye tarafında yer almayanlar anlamında Tarafsızlar(Mutezile),Siyasi çekişmelerden uzak durup köşesine çekilenler anlamında Huleysiyye ve büyük günah işleyenlerin durumu hakkında şüphe edenler anlamında Şükkak isimleri verilmiştir.


Başlangıçta Hz. Ali’ye beyat etmekten kaçınan Tarafsızlar grubu, daha sonra ona beyat etmiş, ancak onunla birlikte savaşmayı ve Kıble Ehli’ne kılıç çekmeyi reddeden bir siyasi duruş sergilemişlerdir. Onlar, iktidarı ele geçiren lideri tanımışlar, Kıble Ehli’nden isyan edenle savaşmayı haram saymışlardır. Bu kimseler, Mürcie’nin ilk nüveleri olmuştur.
İlk irca fikri Muaviye’nin başlatmış olduğu Hz. Ali’yi lanetleyip Hz. Osman’ı övme kampanyasınapek çok kimsenin tepki göstermesi sonucu, Hz. Ali ve Osman hakkında ircâ fikrinibenimsemek Hicrî birinci asrın ortalarından itibaren siyasi bir tavrın ve tercihin işaretioldu. Bu fikir, Haricîlerin, Muaviye’nin ve Haşimîlerin son iki halife ile ilgili görüşlerinin reddi anlamına gelmektedir.
Böylece ilk aşamada Hz. Ali ve Hz. Osman’ın cennetlik miyoksa cehennemlik mi oldukları konusunda bir hükümde bulunulmayıp durumlarınınAllah’a bırakılması ve daha sonra bunun genişletilerek bütün büyük günah işleyenleriçin uygulanmasıyla ilk ircâ fikri kurumlaşmış ve kitlelere mal olmuştur.
Mürcie’nin Tarihçesi
Mürcie ve iktidar ilişkisi Mürciîler, Hasan b. Muhammed’in yazıp, önemli şehir merkezlerine gönderdiği Kitâbu’lİrcâ vasıtasıyla fikirlerini yaydılar. Emevî-Haşimî iktidar çekişmesinden bunalan Arapkökenliler ile Emevilerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi yaptığı mevali tarafındandesteklendiler. Onlar, iç çekişme ve iktidar mücadelelerine taraf olmamak için sınır bölgeleri olan Horasan ve Maveraünnehir’deki fetih ve tebliğ faaliyetlerine katılmış vekadılık görevleri üstlenmiştir.
Mürcie, iktidara karşı gerçekleştirilen bazı isyanlarakatılmışlardır. Bu dönemde iktidarla ilişkilerinin en iyi olduğu zaman Ömer b. Abdilaziz zamanıdır. Onun hilafetinden sonra iktidarla ilişkileri yeniden bozulan Mürcie,Emevîlerin sonunu hazırlayan Hâris b. Süreyc’in Horasan ve Maveraünnehir’dekiisyanına katılmıştır.
Mürcieler en büyük desteği kimde gördüler? Emevi halifesi Ömer b.Abdulaziz den gördüler.Horasan ve Maveraunnehir bölgesinde mürcielerin önderlerinden Ebus-Sayda ve Sabit Kunta bir çok kişinin islama girmesine vesile oldular ve emevilere karşı mücadele verdiler.
Mürcie’nin Görüşleri
Kitâbu’l-İrcâ I-II ve Ebû Hanife’ye nisbet edilen eserler gibi ilk Mürciîmetinler günümüze ulaşmıştır. Bu metinlerde sistemli olarak ele alınan ilk fikirler, genelde iman, büyük günah ve va’d-vaîdle ilgili problemlerüzerinde yoğunlaşmaktadır. Söz konusu ilk Mürciî fikirler şöyledir:


a) İç yüzü bilinmeyen konularda hükmü Allah'a ertelemek. Cemel ve Sıffin savaşları gibi ilk ayrılıklarda yer alanların Cennetlik mi yoksa Cehennemlik mi oldukları hakkında verilecek karar Allah'a bırakılmalıdır.
b) Büyük günah işleyen hiç kimse tekfir edilemez. Müslüman olduğunu söyleyen herkes iman üzerinedir.
c) Din birlik ve beraberliktir: Bir kimse iman ettikten sonra İslam toplumunun birüyesidir. Bu bakımdan bütün müminler iman yönünden eşit olup birinin diğerine üstünlüğü yoktur.
Büyük günah insanı imandan çıkarmaz,Ameller imanın bir parçası değildir.
Hilafetin kureyşten olması şart değildir.Mürcie İslam düşüncesinde teorik ve pratik olarak meşruiyetini halktan alan bir yönetim biçimini savunan ilk mezhebtir.
Mürcie’nin iman nazariyesine göre, ameller imanın bir parçası değildir. Bu sebeple büyük günah imandan çıkarmaz. Dolayısıyla Allah’ın birliğine inandığı sürece kişiyi müşrik yapacak bir günah yoktur. Böyle birinin Ahretteki durumu Allah'ın dilemesine kalmıştır. İslâm'a girmenin şartı ameller değil Allah'ı ikrar ve tasdiktir. İmanda istisna olmaz, yani şartlı ve şüpheli iman olmaz.
Bir mümin imanını açıkça ifade etmelidir. İmanın gerçekleşmesi, ya dilin ikrarı veya kalbin tasdiki yada her ikisiyle olur. Ameller imanın bir parçası olmadığı için imanda artma ve eksilme olmaz. Müslümanlar arasında imanda eşitlik esastır. Farklılık sadece amellerde söz konusudur. Eğer Allah, bir iyiliğe karşılık mükafat vereceğini söylemişse (va’d), bu sözünden asla dönmez, ama ebedi cehennemine koymakla tehdit etmişse (vaîd), bu tehdidinden rahmeti ve acıması dolayısıyla vazgeçerek kulunu affedebilir.
** Mürcieler Abbasi siyasetine destek vermediler ama devletin resmi kadılık görevini yürüttüler ve fıkıhla meşgul oldular.Ayrıca Bişr el-Merisigibi bazı mürcielerin Halife memun döneminde başlatılan ״Kuran yaratılmıştır״ fikrini dayatması yani Mihnepolitikasının içinde olması onların horasan ve maveraünnehir bölgesinde Mutezile ile özdeşleştirilmelerine yol açmıştır.
Mürcienin kollarıMürcie reyde: Neccarilik, Nisaburda ve Sicistanda; Kerramilik, Semerkanttada: Maturidilik olarak üç ayrı fikir ekolüne ayrılmıştır


MU’TEZİLE


Mu'tezile, tevhid, adl, el-va’d ve’l-vaîd, el-menziletü beyne’l-menzileteyn ve el-emru bi’l-ma’ruf ve’n-nehyi ani’l-münker olarak bilinen beş esası benimsemiş ve kelamî-felsefî meselelerle temayüz etmiş bir ekoldür.
**İslamı savunma amacı ve çeviri faaliyetlerinin etkisiyle felsefeye yönelme, ekolün teşekkülünde etki eden önemli faktörlerdir.
** ilk mutezili fikirlerin öncüsüVasıl b.Ata,Amr b.Ubeyd’dir.
** Mutezile ekolü beş prensip içinde en çok Tevhid ve Adl ilkelerine vurgu yapmışlardır. Onlar tevhid prensibi çerçevesinde Allah-Alem, ilişkisine değinerek ilahi sıfatlar,ilahi kudret,cisim,cüzün la yatecezze(atom) hareket,sükun gibi konularda özgün fikirler ortaya koymuşlardır.
İsimlendirme Meselesi; Mu'tezile kelime olarak, “uzaklaşanlar, bir tarafa çekilenler” anlamına gelir. Terminolojik olarak ise, hicrî ikinci asrın başlarından itibaren, büyük günah işleyenin durumu, tevhid, insanın kendi fiillerinin yaratıcısı olması gibi konularda, aklı ön planda tutarak toplumun diğer kesimlerinden biraz daha farklı ve özgün görüşler ileri sürenlere kullanılan müşterek bir isimdir.
Mu’tezile'nin bu isimle anılma sebebi olarak, büyük günah işleyen kimselerin mü’min ya da kafir olmadıkları, bu iki konumun arasında bir yerde (el-Menziletü beyne'l Menzileteyn) oldukları fikrini savunmaları ifade edilir. Mu’tezile, bu isimle asıl kast edilenin batıldan ve dalâlet topluluklarından ayrılmak ve övgü olduğunu iddia etmiştir
Mutezile’nin Teşekkülü Süreci
İlk esas Mu’tezilî fikirlerin öne çıkmasında ve mezhebin temel ilkelerinin teşekkülünde etkili olan belli başlı faktörleri; a-Müslümanlar arasındaki ihtilafa çözüm arayışları b- İslâm’ı savunma psikolojisi ve tercüme faaliyetleriyle birlikte felsefeye yöneliş c-İlk esas olan “el-Menziletü beyne'l-menzileteyn” fikrinin ortaya çıkması ile birlikte Mu’tezile’nin oluşum süreci işlemeye başlamıştır.
Mutezile’nin Beş Esası
a) el-Menziletü beyne'l-menzileteyn: Büyük günah işleyen kimsenin, ne mü'min ne de kafir olduğu, ikisinin arasında bir yerde bulunduğu ve tövbe etmediği takdirde cehennemlik olacağı; fakat cezasının kafirlerden daha hafif olacağı anlamına
gelmektedir.
b) el-Va’d ve’l-Vaîd: İyilik yapanları ödüllendireceğini (el-Va’d), kötülük yapanları cezalandıracağını (el-Vaîd) bildiren Allah’ın bu sözünden asla dönmemesidir.
c) el-Emru bi’l-Ma’ruf ve’n-Nehyi ani’l-Münker: İyiliği emretmek ve kötülüklerden sakındırmak prensibinin, zulme karşı güçle karşı koyma ve adil olmayan yönetime isyan şeklinde siyasi boyutu ve iyiliğin yerleştirilmesi ve kötülüğün ortadan kaldırılması şeklinde ahlakî boyutu bulunmaktadır.
d)Tevhîd: Bu ilke içinde Allah’ın sıfatları, halku’l-Kur’an ve cevher-i ferd, araz, cisim gibi alem anlayışına ilişkin konular ele alınır. Mu'tezile, Allah’ı sıfatlardan arındırma üzerine bina ettiği Tevhid prensibi çerçevesinde, Allah'ın sıfatlarının zatının özü olduğu, yaratılmışların sıfatlarından Allah'ın tenzih edilmesi gerektiği görüşlerini savunur.
e)Adl: Bu ilkeden hareketle Mu'tezile, insanın kendi fiilini yarattığı, Allah’ın insanları iradelerinde hür bıraktığı ve sorumluluk yüklediği fikrini işlemiştir.


Mutezile’nin Tarihçesi
Me’mun, Mu’tasım ve Vâsık dönemleri (198-232/813-846), ekolün yıldızının parladığı, siyaseten güçlü bir konuma yükseldiği, Mu’tezilî bilginlerin sarayda nüfuz sahibi olduğu ve kelamî tartışmalarda etkin oldukları dönemlerdir. Bu dönemde Mu’tezilî öğreti, sarayda, siyasi arenada, ilim meclis ve halkalarında önemli bir konuma gelmiş, devletin resmi ideolojisi olarak kendini kabul ettirebilmiştir.
Mütevekkil ile başlayan yeni dönemde, siyasi erkin Mu'tezile’den desteğini çekmesiyle birlikte ekol, gücünü hissedilir bir şekilde kaybetmeye başlamıştır. Ekolü toparlama konusunda gayretleri ve Kitâbu'l-intisaradlı eseriyle öne çıkan Hayyât (300/912)’tır. Mu’tezile, Basra ve Bağdat ekolü olarak iki ana kola ayrılmaktadır.
** Mu’tezile ekolü tarihsel süreçte başta Basra ve Bağdat olmak üzere Horasan, Maveraünnehir, Yemen, İspanya (Endülüs), Mağrib, Kûfe'ye, Cezire, Kahire, Isfahan, Cürcan, Nişabur, Horasan, Hemezan, Rey ve Ermeniyye’de faal olmuştur. Günümüzde ise, Mu’tezile mensupları yoktur.
**Basra Ve Bağdat ekolünü birbirinden ayıran en önemli husus:Bağdat ekolü Hz.Aliyi diğer sahabeye üstün tutan ve Ali oğullarına yakın olan bir siyasi tavrı benimsemeleridir.Basra ekolü ise:Devleti temsil eden Abbasoğullarından yana tavır koymuşlardır.
Basra ekolüne mensup önde gelen bilginlerden bazıları şunlardır:
Ebu huzeyl el-Allaf/ Ebu Bekir el-Asam/Abbad es-Sülemi/Amr el-Fuvati/ Zurkan,Nazzam,Şahham,el-Esvari,Cahız,Süleyman es-Saymeri,Ebu Ali Cübbai.
Bağdat ekolüne mensup olanlar ise şunlardır:
Bişr b el Mutemir,Ahmet b.ebi Duad,Sümame b.Eşres,Ebu Musa el-Murdar,Cafer b.Harb,Cafer b Mübeşşir,el-İskafi,İsa b Haysem es Sufi




ÜNİTE-3
Şia; Hz. Osman ve Hz. Ali döneminde belli görüşler etrafında birleşen siyasi toplulukları ifade etmek için taraftar anlamında kullanılmıştır.1-Hz.Ali taraftarıdırlar, 2-Hz. Ali’ yi Hz. Muhammed’den sonra insanların en faziletlisi olarak kabul edip onun nass ve tayinle imam oyduğuna, 3- imametin kıyamete kadar Ali’nin soyunda (Ehli Beyt)devam edeceğine inanan, 4-İmamların büyük ve küçük günahlardan korunduğuna inanan toplulukların müşterek adıdır.Şia yerine Rafiziye veya Sebeiyye isimleri kullanılmaktadır.Şia zeydiyye, ismailiyye, imamiyye olmak üzere ayrılır.
** Şiiliğin Hz. Osman dönemindeki fitne olaylarına bağlı olarak ortaya çıktığı görüşünde olanlar, daha çok İBN SEBE meselesinden hareket etmektedir.


##Şii fırkalar###;


1-ZEYDİYE:
Zeyd b.Aliye nispet edilen bu fırka Taberistan ve Yemende yayılmıştır. , İmamet iddiaları çerçevesinde siyasi gayelerle vücut bulmuş, zaman içerisinde itikadi bir boyut kazanmıştır. Mutedil görüşleriyle dikkat çekmektedir ve Ehli sünnete en yakın olanıdır.
Teşekkülü; Zeydilik Emevilerin siyasi, toplumsal ve iktisadi politikalarına karşı çıkan Zeyd b. Ali önderliğinde oluşmuş bir harekettir.Zeydin taraftarları,onun ölümünden sonra Cakudiyye, Süleymaniye ve Betriyye adıyla bilinen fırkalara ayrılmışlardır.
** Zeydi terk edip kaçanlara RAFİZİ denir,
** Zeydiyyenin imamet nazariyesinin omurgasını oluşturan EFDAL (en faziletli) ve MEFDUL (daha az faziletli) fikri ortaya çıkmıştır. Zeyd b.Alinin efzal-mefzul fikri, zeydiyyenin tarihinde ve Zeydi kelamının sistemleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.
** Zeydiyyenin Şia içerisinde farklı ve sistemli bir kelami yapıya kavuşması KASIM ER-RESSİ döneminde olmuştur.
** Alioğulları tarafından Abbasilere karşı girişilen ilk isyan Muhammed bi. Abdillah tarafından gerçekleştirilmiştir.Bu zeydi hareket olarak sayılmaktadır.
** Yemen zeydiler için önemli bir merkezdir, el-Hadi ila’l-Hak lakabıyla meşhur Yahya b.Hüseyin b. Kasım er-Ressi Yemende ilk zeydi devletinin kurucusudur.
** Ezana Hayye ale hayril-amel gibi farklı fıkhi uygulamaları Hasan b.Zeyd başlatmıştır.
Görüşleri;Büyük günah işleyen şirk küfürü içine değil, nimet küfürü içindedir.Nimetlere nankörlük edenler anlamında kafirdir. Büyük günah işleyen fasık mümin olarak isimlendirir, tövbe etmeden ölürlerse ebedi cehennemde kalacaklarına inanırlar.
Tevhid; Allah’ ı birlemek demektir. Adalet; Allah küfrü, zulmü ve adaletsizliği yaratmaz, insanlara sadece iyiliği ve itaati emredip kötülüğü yasaklar ve insanı kendi fiilinde serbest bırakır. El-va’d ve’l-vaid; iyilik yapanların ödüllendirileceğini vaat eden Allah’ ın bu sözünden dönmeyeceğini vaid ise kötülük yapanların cezalandırılacağını. Emri bil ma’ruf nehyi anil münker,iyiliği emredip,kötülükten sakındırmak, imamet; Hz. Peygamber sağlığında isim vererek bir şahıs belirterek yerine bir imam tayin etmemiştir, ancak imam olabileceklerin niteliklerini söylemiştir. Bu niteliği taşıyan ancak Hz. Ali’dir.
b)İSMAİLİYYE;
Cafer es-Sadıktan sonra imametin Musa Kazımın değil, Caferin en byük oğul ismailin ve ondan sonra onun soyundan gelenlerin hakkı olduğu iddiasıyla, imamiyyeden ayrılanların oluşturduğu aşırı bir şii mezhebidir. Emevilerin kötü idaresine karşı muhalefet sonucu doğdu.
İsimlendirilme meselesi; İsmail b.Cafer ve oğul muhammedin imamlığını iddia eden fırkaların adıdır. Karamita veya Karmatiyye de denir. İsmailiyye Ta’limiyye, Batıniyye, Melahide ve Sebiyye isimlerini kullanmaktadır.
Ta’limiyye adı, onların batın, her türlü sır ve hakikatın, masum imamın öğretmesi ile bilindiğini ileri sürmesinden dolayı verilmiştir.
Batıniyye; Dini nasların Batıni anlamlarının masum imam tarafından ve onun yolundan yürüyenlerce bilinebileceğini iddia etmelerine denilmiştir.
** Şii çevrelerde İsmaili farklılaşmanın asıl sebebi siyasidir.
Halis ismaililer; Caferin ölümünden sonra ismailin imametini savunan ve ismailiğin nüvelerinin oluşturan Halis ismaililer ve Mübarekiyye adı verilen fırkalar ortaya çıktı.
** Fırkanın akidesinin oluşumunda ve teşkilatlanmasında İsmailin dostu Ebul-Hattab Muhammed bi. Ebi Zeyneb el-Esedi önemli bir yer alır.
** İsmaili akidesinin en önemli unsurlarından birisi natık imam-samit imam dır.
Tarihçesi; Bu hareketin merkezi başlangıçta Huzistandaki Ahvaz ve Asker Mukram şehirleri oldu. Daha sonra Basra ve sonunda Şamın kuzeyinde yer alan Selemiye şehri oldu.
Fatimiler döneminde ismaililik açısından ilk kırılma, halife hakim bi-Emrillahın ilahlığını iddia eden Dürzilik hareketinin ortaya çıkmasıyla yaşandı. İkincisi ise, Fatımi halifelerinden el-Mustansırın ölümü ile birlikte ismailiyyenin, Nizariyye ve Müstailiyye diye iki büyük kola ayrılmasıyla oldu.
** Fatimi Devleti Mısırda Eyyubiler tarafından ortadan kaldırılmıştır.
** İsmailiğin günümüzde 49. imamı Kerim Ağa Han bu fırkanın liderliğini sürdürüyor.
Görüşleri; yeterli bir bilgi yoktur.
a-Aşırı tevil ve zahir-batın ayrımı,;İsmailer Kutsal kitapların hem zahiri ve hem lafzi manasının olduğunu ileri sürmüşlerdir.Dinin Batıni ve gizili hakikatlerine özeli bir ehemmiyet verdiklerinden dolayı Batıniyye diye şöhret bulmuşlardır.İsmailer, Batıni manayı ortaya koymak amacıyla tevili aşırı bir şekilde kullanmışlardır,
Zahir; Kuranın açık anlamını bilmek ve şeriattaki yükümlülükleri yerine getirmek gibi hususlardan oluşurken, batın, Kuran ve Şeriatın gizli gerçek manasını bilmekten ibarettir.
b-Yedi devir inancı; insanlığın dini tarihi yedi devirden müteşekkil olup her bir devir, şeriat getiren bir peygamberlere “natık” denir. Bu natıklar; Adem. Nuh, İbrahim, Musa , İsa ve Hz.Muhammed. Bu natıklar şeriatın batınında gizli olan hakikatleri tevil ve yorumlaması için bir vekile sahiptiler. İsmaililer bu vekillere Vasiy,Esas yada Samit demektedirler.
c-İmamet ve nübüvvet;şia da olduğu gibi şahadet kelimesine “Ali, Allah’ın velisi nebinin vasisidir” ibaresini eklemiştir.Hz. peygamber için sabit olan hususlar, Hz. Ali ve evladı içinde sabittir. İman, İbadetler; Müsta’li ismaililerin Cuma namazı hariç genel olarak isnaaşeriyye gibi kıldıkları namaz, nazarilerde oldukça farklıdır. İsmaililerde velayet yada İmamet en önemli iman esasıdır.
** İsmailiyyeye göre, dinin temeli ve imanın esası imamettir. Dolayısıyla Peygamber neslinden gelen imamı sevmek ve ona bağlanmak, imanın en önde gelen esası sayılmaktadır. Müstali ve Nizari ismaililerin ortak görüşleri ve ayrıldıkları noktalar; iman(velayet, tahert, namaz, zekat, oruç, hac ve cihat), İbadetler


C) İMAMİYYE; imametin ve vücubunun, masumiyetinin, Allah tarafından bir nas ile belirlendiğini ve imanın en üstün olduğunu ileri sürerler, şianın en güçlü ve en kalabalık fırkalarından birisidir, Tarih boyunca Büveyhiler, Safeviler devletlerinin kurmuşlar.
Büveyhiler dömemide ; kendi akidelerini serbestçe yaymak ve yazmak imkanı elde ettiler, bu dönemde Şiî-İmamiyye’nin en meşhur muhaddis, fakih ve kelamcıları bu dönemde yetişmiş ve mezhebi eserlerin büyük çoğunluğu bu dönemde kaleme alınmıştır.
Abbasi halifesi Memunun Ali er-Rızayı veliaht olarak tayin etmesi, imamiyyenin imamet nazariyesinin teşekkülünde bir dönüm noktası olarak alınabilir.
Gaybet Dönemi; İmamiyyeye göre, 12. imam Muhammed el-Mehdi el-Muntazar, gizlenmiştir, bundan sonraki döneme gaybet dönemi denir, Gaybeti Kübra ve Suğra diye ikiye ayrılır, Suğra dönemine Sefirler dönemi de denir.
** imamiyyenin yerini 4. asırdan itibaren isnaaşeriyye almıştır.
**İmamiyye çizgisindeki ilk ciddi farklılaşma ve imamet nazariyesi oluşturma teşebbüsleri İmam Cafer Sadık döneminde filizlenmeye başlamıştır.
Tarihçesi; İmamiyye tarihinde ilk defa Büveyhiler döneminde kendi akidelerini serbestçe yaymak ve yazmak imkanı elde etti. İmamiyye çizgisindeki Şiiliğin yeniden canlanması Safevilerin irandaki hakimiyetleri döneminde olmuştur. Erdebil Tekkesinin Şiileşmesi ve şah ismailin iktidarı ele geçirmesiyle, irandaki siyasi birlik sağlanmış ve Şiilik, bu dönemde iranda resmi mezhep halien gelmiştir.
** Şia’nın doğuş dönemi olarak isimlendirilen dönemde ortaya çıkan hareketlere, aşırılar (gulât) veya ilk Şiî hareketler adı verildi. Bunların başında Beyan b. Sem’an, el-Muğîre b. Saîd el-İclî ve Abdullah b. Muaviye ’nin öncülük ettiği hareketler, Şiiliğin ve daha sonra İmamiyye’nin esasları arasında yer alacak olan vasîlik, imamet, nass ve halef fikirlerini ortaya attılar.
** İmamiyye şiası Humeyni liderliğinde gerçekleştirilen İran İslam Devrimi ile yeni bir döneme girmiştir, İmamiyye bugün iranın resmi mezhebidir.


İmamiyye’nin Görüşleri; İmamiyyeyi diğer mezheplerden ayıran en önemli husus İMAMETTİR.Usuliddin (dinin aslı) beştir, Tevhid, Nübüvvet,Adalet, İmamet ve Mead.


** İmamiyye, imamın masumiyetine, imametin gerekliliğine, nas ve tayin ile belirlendiğine inanan fırkanın özel adıdır.
** İmamın en üstün (efdal) olduğu fikri de imamiyyenin karakteristik özelliklerinden sayılır.


1-Tevhid,: Tevhîd, Allah’ın var ve bir olduğuna, hiçbir eşi-benzeri bulunmadığına inanmaktır.
a-Tevhid-i zat; Allah’ın zatı itibariyle birlenmesi.
b-Tevhid-i sıfat; Allah’ın bir takım zati sıfatları vardır.
c-Tevhid-i fiil; Varlık aleminde Allah’ dan başka bir müessir yoktur.
d-Tevhid-i ibadet; Hiçbir şekilde Allah’ dan başkasına kullukta bulunulmaz.
2-Nübüvvet; Nübüvvetin ilahî bir vazife ve Rabbanî bir sefirlik olduğuna inanır.
3- Adalet, Allah'ın âdil olması, hiçbir kimseye zulmetmemesi, insanların da iradesinde ve fiillerinde hür olması demektir.
4-İmamet; İmamet, Şia’nın inaç sisteminin omurgasını oluşturur.
İmamiyyede imamın sahip olması gereken özellikler,sıfatlar:
1.sıfat:ismet
2.sıfat;İlim
3.sıfat;Şecaat; imamın fitneyi önlemek, batıl ehliyle mücadele ve onları batıldan men etmek hususunda, gerekli olan şeye sahip olmasıdır.
4.sıfat;imamın tebaasının en faziletlisi, en cesaretlisi, en cömerdi olması ve olgunluk alameti sayılan her konuda tebaasının en mükemmeli olmasıdır
5.sıfat; imanın,yaradılışının, nesebinin kendinden önce ve sora hoş karşılanmayan ayıplardan uzak olmasıdır,
6.sıfat:İmamın Allah Tealaya en yakın ve mükafata en fazla hak kazanan biri olmasıdır.
7.sıfat; imamın, imameti delalet eden ayet ve mucizelere sahip olmasıdır
8.sıfat: imamın, asrında tek olması sebebiyle, bütün dünya için imam olmasıdır.
5-Mead: Mead, öldükten sonra dirilmenin ve âhiret hayatının gerçekleşeceğine olan inançtır.
İmamiyye’nin Usûlu’d-Dîn’den saymadığı, ancak itikadî konular arasında yer verdikleri üç mesele daha bulunmaktadır: Takiyye, Bedâ ve Ric'at
İmamiyyenin usulud dinden saymadığı, ancak itikadi konular arasında yer verdikleri üç mesele ;
1-Takiyye; Korunmak, sakınmak. Can ve mal güvenliği sebebiyle inancı gizlemek, olduğundan farklı görünmek.
2-Beda: Allah’ın belli bir şekilde vuku bulacağını haber verdiği bir olayın daha sonra başka bir şekilde gerçekleşmesi
3-Ric’at; Allah’ın bir grup insanı, mehdinin çıkışı sırasında, eski suret ve şekleri ile dünyaya döndüreceğine inanmak.
** Zeydiyyenin günümüze kadar ulaşan kolu Kasımiyyedir (Muterrifiyye) Yemende yaşamaktadır.
** İsmailiyyeyi tanımlamada kullanılan isimler;Davet, Davetül Hediye, Davetül Hak, Talimiyye, Batıniyye, Melahide, Sebiyye,
** imamiyye şiasını tanımlamak için kullanılan kavramlar; imamiyye, oniki imamiyye, isnaaşeriyye, caferiyye


ÜNİTE-4


Ehl-i sünnet ve’l-cemaat; Sünnet ve cemaat ehli/mensupları veya taraftarları demektir. Orta yolu takip eden ve aşırılıktan kaçınan mutedil zümrenin tarihi gelişimi bazı evrelerden geçerek bir dini oluşuma dönüşmüştür. Hz. Peygamberden sonra ilk meşru halifenin Hz. Ebu Bekir ve daha sonra sırayla Ömer, Osman ve Ali olduğu ve bunların tarihi sırasının fazilet sırası olduğu fikri ili cemel ve sıffin’ e katılanların Allah’ın ahirette vereceği hükme bırakılması ve sahabenin tekfir edilmemesi veya onlara kötü söz söylenmemesi fikri, ehli sünnetin siyasi çerçevesini oluşturmaktadır. Kelami unsurlarına gelince; imanın tasdik ve ikrarla gerçekleştiği, küfrü imanın zıddı olduğu, büyük günahın imandan çıkarmayacağı, büyük günah işleyenin tekfir edilemeyeceği, hayır ve şerrin Allah’ dan olduğu.
Ehl-i sünnet ve’l-cemaat; Resulullah ve ashabının dini uygulamalarına uyan ve ondan ayrılmayan ilk dönem Müslüman çoğunluğun dini anlama,açıklama ve yaşama biçimi olarak tanımlanır.
Teşekkülü; Ehli Sünnet vel Cemaat, Harici, şii, mutezili olmayan Müslümanların çoğunluğunu teşkil eden zümreler için hicri üçüncü asırdan itibaren kullanılmış, Kelami ve siyasi görüşleri ile sistemleşmiş, belli toplumsal yapı veya yapılara karşılık olarak kullanımı daha çok Maturidilik ve Eşariliğin oluşumundan sonraya rastlamaktadır. Tarihi açıdan Ehli sünnet,, siyasi, itikadi, toplumsal boyutlarıyla hicri ikini asırdan itibaren teşekkül etmeye başlamıştır.
** İslam toplumunun çoğunluğunu teşkil eden genel dini akımdan ayrılanlara ayrılıkçı anlamında Elhi Furkat denirdi.


Ehl-i sünnet ve’l-cemaatin temsilcileri;
1)Hadis taraftarları; Sünnet ve asarı merkez alan gelenekçi bir din anlayışını temsil edenler. İslam’ın kitap, sünnet, sahabe ve tabiun’un sözlerinden hareketle anlaşılması gerektiğini, bunların dışındaki şahsi rey ve akli istidlallerin mecbur kalmadıkça kullanılmayacağını savunmuşlardır. İlk temsilcileri; Malik b. Enes, Leys b. Sa’d, Şafii, Evzai
Bu ekol, Ehlul-Hais, Ehlus-sunne veya Ashabul-hadis adıyla da bilinmektedir, Mutezile onları, Haşviyye, Müşebbihe ve Mücessime olarak da isimlendirir.
Görüşleri; Dinde cedel ve tartışma yasaklanmıştır. Sahih rivayetlerle Hz. Peygamberden gelen her şey kabul edilir. Bu niçin böyledir diye sormak bidattir. Hz. Peygamberden gelen şerh edilmeksizin ve nasıl olduğuna bakılmaksızın, nasıl ve niçin sorusu sorulmaksızın tasdik edilir.
1)Tevhid; Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, Rasullerini, Allah’ dan gelenlerini, güvenilir ravilerin Resullullah’ dan rivayet ettiklerini ikrar etmek esastır.
2)İman ve büyük günah; Hadis taraftarlarının diğerlerinden ayrıldığı en önemli hususlardan birisi iman ve onunla ilgili meselelerdeki görüşleridir.İman; söz, niyet ve ameldir. İman dil ile ikrar, kalp ile tasdik, azalarla amel etmek veya rükunlarını yerine getirmek.
3)İnsan fiilleri ve kader; Yeryüzünde meydana gelen hayır ve şerlerin hepsi Allah’ dandır. Bütün her şey onun dilemesiyle olur.
4)İmamet-siyaset; Allah’ın, nebisine Ashab olarak seçtiği ilk Müslümanlara saygılı olmak, onları büyük ve küçük hataları dolayısıyla eleştirmemek esastır. Müslüman yöneticilerin başarılı olmaları için dua etmek, isyan etmemek gerekir.
5)Bid’at; Kitap ve sünnet ne emretmişse uyulur, neyi yasaklamışsa kaçınılır. Dinde tek kaynak ve kesin bilgi Kur’an ve sünnettir.
6)Diğer görüşleri; mest, cihad, Deccal, isanın inişi, münker ve nekir, mirac, sihirbazlar.


2)EŞ’ARİLİK;
Eş’arilik; Kelami bir düşünce ekolüdür. Mu’tezile’ nin özellik le Kur’anın yaratılmış olduğu, insanın kendi fiillerinin yaratıcı olduğu ve Allah’ın görülemeyeceği fikirlerine karşı çıktığı için ayrılanlar. Eş’ari; mutezile den ayrıldıktan sonra Ahmet b. Hanbel’e uyduğunu söylüyorsa da sonradan onu terk ettiği görülür. Böylece Eş’ari’nin iki farklı fikri merhalesi olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan birincisi mutezile olduğu dönem, ikincisi ise ibn Küllab’ın yolundan giderek orta yolu bulmaya çalıştığı dönemdir.


Tarihçesi; Gazali dönemine kadarki birinci döneme Mütekaddimin dönemi denir. Bu Birinci dönemde, Eşarilik, daha çok mutezile ve Batıniliğe karşı mücadele etti. Aristo felsefesini, zaman zaman eleştirerek ondan bağımsız bir metot geliştirmeye çalıştı, Gazzaliden sonraki döneme ise Müteahhirin dönemi denir. Bu ikinci dönemde, Gazali ile birlikte Eşarilikte köklü değişiklikler yaşandı. O bir taraftan Aristodan etkilenen İslam Meşşai felsefesine eleştiriler yöneltirken diğer taraftan Aristo mantığını İslam bilimleri arasına soktu. Eşarilikteki asıl kırlıma, Gazalinin tasavvufta kapılarını açmasıyla yaşandı.
**Fahreddin er-Razi ile birlikte, Felsefe ve Kelamın mezcedildiği felsefi kelam dönemi başladı.
Görüşleri;
a)Tevhid; Allah vardır, birdir. Hiçbir şey ona benzemez.Allahın varlığını bilmek aklı ile değil şeriat yoluyla vaciptir.
b)İnsan fiilleri ve kesb; Yaratma sadece Allah’a aittir. Kulun ihtiyari fiillerinin iki yönü olup insana ait olanı kesb, Allah’a ait olanı yaratmaktır. Güç yetirilemeyecek bir şeyle sorumlu tutulma teklif ma la yutak caizdir.
c)Nübüvvet; Peygamberin gönderilişi caiz olup vacip değildir. Hiçbir şey Allah’a vacip olamaz. Kadınlardan resul olmaz fakat nebi vardır.
d)İman ve ameller; İman tasdik olup kalp ile gerçekleştirilir. Ameller imanın asıl rüknü değildir. Büyük günah işleyenler için peygamberin şefaati vardır.
e)imamet ve siyaset; İmamet nas veya tayin ile değil seçim ile olur. Efdal varken mefdul olana, imam verilirse o kişi sadece hükümdardır, imam değildir.


3)MATURİDİLİK
Maturidilik; Kelami bir düşünce ekolüdür. İmam Maturidi, Ebu Hanife’ nin görüşlerini geliştirmek suretiyle yeni bir Kelami sistem kurmayı başarmıştır.Ebu hanifeden dinlediği görüşleri, hoca ile öğrenci arasında geçen diyalog tarzında Kitabul Alim vel-Müteallim adıyla yazılı metin haline getirerek semerkantta yaymaya çalıştı. Eserlerinin çoğu, Mutezile, Hariciler, Rafıziler, Hadis taraftarları ve Şii-Karmatileri eleştirmek üzere yazmıştır, Te’vilatul-Kuran adlı Tefsiri ile Kitabut-Tevhid adlı kelami eseri bize ulaşmıştır.
Görüşleri; Sonraki alimler arasında Maturidinin görüşlerini en iyi bir şekilde açıklayan Ebul-Muin en-Nesefi olmuştur.
a)Bilgi Kuramı; İslam düşüncesinde bilginin tanımı, imkanı, değeri ve bilgi edinme yolları ve dini bilginin mahiyeti konusunda sitemli bir şekilde ele alıp inceleyen ve kendine özgü bir bilgi kuramı ortaya atan ilk kişi MATURİDİ dir.Bilgiye ulaştıran kaynaklar, duyular, akıl ve haberdir.Maturidinin haberi Resulun haberi (ayet), Resulden gelen haber(sünnet) ve genel haberler diye üçe ayrılır. İnsan nesneler hakkında bilgi edinebilecek yetilerle donatılmıştır.Akıl dini bilgiye ulaşmada önemli bir bilgi kaynağıdır. Kesin bilginin kaynağı Kur’an ve sünnettir.
b)Tevhid; Allah vardır, birdir, eşi ve benzeri yoktur.Allahın ahirette görünmesi aklen caiz naklen vaciptir.
c)Nübüvvet; peygamberlik tarih boyunca insanlığın ihtiyaç duyduğu bir kurumdur.
d)İman ve amel; Kalp ile tasdiktir. İnsan korku ve ümit arasında bir tavır takınmalıdır. Ameller imanın parçası değildir. imanın dışında birer farzdır. İmanda artma ve eksilme olmaz.
e)İnsan fiilleri; İnsanın eylemlerinin gerçek sahibi olduğu, akılla,duyularla ve Kur’an ayetleriyle açık ve seçik olarak bilinmektedir. İnsan fiillerinde, insanın rolü ve Allah’ın kudreti vardır. Fiile yönelmek, onu seçmek ve yapmak insanın işidir. Allah ise insan fiilinin yaratıcısıdır.
f)Din ve şeriat; İman dindir. Dinler inançlardan ibarettir. Şeriat ise; peygamberden peygambere değişen ibadet şekilleri ve şer’i hükümlerdir. Şeriatte değişkenlik söz konusu iken, dinde değişmezlik ve süreklilik söz konusudur.
g)Siyaset; Diyanet/nübüvvet, o işi yürütebilecek kişiye, idare ve siyaset; halk arasında saygınlığı ile öne çıkan seçkin kavme verilir.
ehl-i sünnet ve’l-cemaatin bugünkü durumu; Dünya Müslümanlarının % 85-90’nı itikatte ehli sünettin Eş’ari ve Maturidi mezhebine, fıkıhta Hanefi, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensuptur.


ÜNİTE-5


NUSAYRİLİK; Muhammed b.Nusayr en-Nemiri tarafından kurulan ve Hüseyin b. Hamdan el-Hasibi tarafından sistemleştirilen Nusayrilik, Hz. Ali’yi ilah kabul eden, tenasuha inanan ve dini metinleri anlamada batini yorumları esas alan bir mezheptir. Dini alandaki bilgi yetersizliği mezhebin doğuşuna etki eden nedenlerdendir. Hamdan’a nispet edilen “Kitabu’l-mecmu” adlı eser mezhebin kutsal kitabı niteliğindedir. Totemcilik, Sabilik, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi dinlerden etkilenmiştir.
** Nusayriliğin doğuşunda etkili olan en önemli sebep; Gulat Şii fırkaların uluhiyet ve peygamberlik telakkisi ve şii imamiyye geleneğinden gelen mehdilik inanışıdır.
İnanç esasları; Mitik bilgilere ve Batıni tevillere dayanmaktadır, Kitabul Mecmu adlı eser, mezhebin görüş ve ahkamını öğreten eserdir. Bu eserde; Kelime-i şahadet, mana-isim-bab üçlüsü ve yaratılış nazariyesine ilişkin inançlar ortaya konmuştur. Ali manadır, Muhammet isimdir, Selman ise bab tır. Bu inanış ayın, mim,sin harfleri ile sembolleşmiştir.
Nusayrilere göre şahadet; ben şahadet ederim ki Ali b. Ebi Talib’ den başka ilah yoktur, övülmüş Muhammed’ den başka hicap yoktur, kendisine yönelinen Selman el-Farisi’den başka bab yoktur.
Mezhep hiyerarşisinde, Selman’ın manevi çocukları ve dünya işlerinin düzenleyicileri olarak kabul edilen “eytam/ yetimler” adı verilen bir grup da vardır. Bunların herbirinin evrenin idaresi ile ilgili önemli görevleri bulunduğuna inanılır.
Nusayrîlik içinde Ali’nin yerleşik olduğu ve evreni idare ettiği mekânla ilgili inanç nedeniyle Şemsiyye ve Kameriyye farklılaşması meydana gelmiştir. Mezhebin her iki kolu da, şarabın ulûhiyetin sembolü olduğuna inanmaktadır.
Yaratılış nazariyeleri, tenasuh ve hulûl inancına göre şekillenmiştir. Buna göre ruh, ölümle bedenden ayrıldıktan sonra yeni bir canlının bedeninde yer alır ve kötülükten arınıncaya kadar dünyaya farklı inançlara mensup bedenlerde gelir. Nusayri olmayanların ruhları hayvan bedenine girer.
Nusayrîliğin kendine özgü bir ibadet anlayışı vardır. İslâm’ın beş şartıyla ilgili uygulama oldukça farklıdır ve batınî nitelikler taşımaktadır. Her Nusayrî, mezhebe girerken şehadet etmek zorundadır. Inançlarına göre beş vakit namazın kendilerine tahsis edildiği “beş masum” vardır.Munsin sabah namazını,Muhammet öğle namazını, Fatır ikindi, Hasan Akşam,Hüseyin Yatsı namazımın temsileder.Ali Muhammet ve Selmanı yüceltiriz demek namazın edası için yeterlidir.
Oruç, Hz.Muhammed’in babası Abdullah’ın sessizliğini sembolize eder.
Zekâtın anlamı ise, dini öğrenmek ve insanlara aktarmaktır. Bu inanışa rağmen pratikte her Nusayrî aile zekâtını, maddi durumuna göre şeyhe vermek zorundadır. Hac, kutsallığı olan özel mekanlara yapılan ziyaretlerdir. Mezhep içinde dinî işleri yürüten dört din adamı sınıfı bulunmaktadır. Bunlar; büyük şeyh, şeyh, nüvvab ve imamdır.
Nusayrîlik, günümüze ulaşana dek Büveyhîler, Karmatîler, Selçuklular ve Osmanlıların egemenliğinde yaşamıştır. Büveyhî hanedanlığının verdiği destek sayesinde mezhep, parlak günlerini yaşamış ve yayılma imkânı bulmuştur. Sonraki devletlerin egemenliği döneminde ise, bazen mücadele ederek, bazen de içe kapanarak varlığını sürdürmüştür. Nusayrîler, 1925-1941 yılları arasında Fransızların güdümünde bağımsız bir Alevî devleti kurmuşlardır. İkinci Dünya savaşının ardından Suriye’nin bağımsızlığını elde etmesiyle birlikte mezhep, Suriye ve Hatay olmak üzere iki farklı merkeze ayrılmıştır. Günümüzde mezhep, çoğunlukla Suriye’nin Lazkiye ve Cebel-i Ensariyye’de, Lübnan’ın kuzey bölgesinde, Türkiye’de Antakya Adana, Mersin, İskenderun ve Tarsus civarında yayılmıştır.
Kadınların şeytanın günahından yaratıldığına ve ruhlarının olmadığına inanırlar. İnançlarına göre kadınların mümin olmaları istenirse ölümünden sonra erkek şekline çevrilirler.Bu inançlarının bir sonucu olarak masum gördükleri Fatıma’nın adını kullanmaktan kaçınırlar ve onun yerine fatır yada fatım kelimesini kullanırlar.
Nusayrilikte dini işleri yürüten din adamlarına; Büyük Şeyh,Şeyh,Nüvvâb ve İmam denir.
Nusayrilik gök isimleri ve yıldızların yüceltilmesi gibi konularda Paganizm yada Putperestlikten,
- mana-isim-bab üçlemesi inancı, içkiyi kutsal sayıp bayramlarını kabul etme konusunda Hıristiyanlıktan,
- oniki imama inanma, Hasan el-Askeriyi mehdi kabul etme konusunda İmamiyyeden,
- Batıni tevile dayanmaları açısından ismailiyyeden,
- Haramların mübah sayılması ve dini konuların halife alınması hususunda Mecusilik ve Mazdekilikten ve
- felsefi yorumlarda Yeni Eflatuncu felsefeden etkilenmişlerdir.
Nusayri İnancının şekillenmesinde şu anlayışlar etkili olmuştur Uluhuyet,Peygamberlik,ve Mehdilik.


DÜRZİLİK; Fatımi halifesi Hakim Biemrillahi tanrı olarak kabul eden, dini-siyasi bir mezheptir. Kendilerini Muvahhidin yada Ehlüt-Tevhid olarak isimlendirilirler. Gizlilik esasını koruyarak günümüze kadar ulaşan ve en doğru İslam anlayışına sahip olduklarını iddia etmişlerdir.
Kökenleri; Yemendeki Süryani kökenli Araplar olup, büyük bir sel felaketinden sonra göç etmişler ve lübnanın dağlık yörelerine yerleşmişlerdir.
Gelişimi süreci; Dürziliğin inançsal kökeni ismaili düşünce sistemine ve Mısıra hüküm süren Fatımi devletine kadar uzanmaktadır. Dürzi inancın teşekkülünde ve açık bir şekilde yayılmasındaki en etkin rolü HAKİMİN veziri olan HAMZA b.Ali üstlenmiştir. Kendini Külli Akıl olarak hakimden sonra en üst makama yerleştirmiş ve kendini yegane imam olarak sunmuştur.
Temel görüşleri; Allah’ın insan biçiminde zuhur ettiğine ve son tecellinin de Hakim Biemrillah şekliyle gerçekleştiğine, hakimin yarattığı yüce varlıklar hiyerarşisinin bulunduğuna ve inancının gizlenmesinin farz olduğuna inanmaktır. El-hakim’i Allah bilmek,
Dürziliğin dört temel inançlarından biridir.
a)Emri bilmek; Hakimden sonraki en önemli makamdır. Hazma Allah’ın elçisi ve yaratıkların en sonuncusudur. Kaimuz-Zaman olarak da adlandırılır.
b)Beş hududu bilmek; Hakim veya hazma tarafından görevlendirilen ve ondan gelen emirleri öğretip yayan peygamber mertebesinde olan kişilerdir. Hudut, beş lahuti ilkeyi sembolize eder. Kutsal simgeleri beş köşeli yıldızdır.
c)Yedi esası bilmek; Kelime-i şahadet, namaz, oruç, hac, zekat, cihat ve velayetin yerine konan yedi ahlaki öğüt, vesaya veya hisal olarak isimlendirilen uyulması zorunlu olun doğru sözlü olmak, iman kardeşlerini koruma ve karşılıklı yardım, önceki tüm inançların ve ibadetlerin terk edilmesi, iblisi ve bütün şer güçleri tanımama, Hakim’in tek tanrı olduğuna inanmak, Hakim’in buyruk ve fiillerine rıza göstermek, açık ve gizli onun ilahi iradesine teslimiyet.
d)Ruh göçü; Ruh ölmez gömlek değiştirir gibi bir cisimden başka cisme geçer ve beden değiştirir. Bu yüzden tenasüh yerine TEKAMMUS demişlerdir.
Dürzilere göre; Cennet, cehennem, Arş, Kürsi, hesap, ceza,mükafat gibi kavramlar bu dünyaya özgüdür.Resailül Hikme veya el Hikmetüş-Şerife adıl eserlerini okuyup, gizli ibadet yaparlar.
** kadın erkek eşitliğini savunur. İbadet, muaelat ve ahkam hususunda Hanefi hukuk sisteminin uygulamalarına bağlıdırlar.
** İsmaililerde olduğu gibi mezhebe giriş büyük bir gizlilik ve yeminle başlar.
** Dini bakımdan Dürziler, Akıllılar (ukkal) ve Cahiller (cuhhal) olmak üzere ikiye ayrılır.
** Faziletlerine düşkün en üst tabak ise Şuyuhul Akl vey Şuyuhlul Asr denilen kimselerdir.


YEZİDİLİK; Emevi soyundan gelen ehli sünnet çizgisindeki mutasavvıf şeyh Adiy b. Müsafir’e nispet edilen ve Yezid b. Muaviye’nin insan üstü bir varlık olduğu esasına dayanan bir mezheptir.Zerdüştlük, Nasturilik, Babilik, Şamanizm ve İslam gibi inanç sisteminden alınan bazı öğelerle karma bir nitelik kazanmıştır.Horoza kutsallık atfedilir.
İnanç esasları; Kutsal kitapları olarak Adiy b.Musafire isnat edilen Kitabul Cilve (tecelli kitabı) ve Hasan b.Adiye isnat edilen Mushafı Reşte (kara kitap) mitik bilgilere dayanmaktadır.
İnanç esaslarını temeli; en güzel ismi Hüda olan tanrının birliği ve kudret sahibi oluşuna inanmak, Adiy b. Müsafir’in Hüda’nın meleği ve Yezidiliğin mürşidi olduğuna inanmak, ruh cesetten başka bir cesede geçer, ölümden sonraki hayata inanmayan yezidiler, insanın bu dünyada cezalandırılacağına, bu yüzden cennet ve cehennemin olmadığına inanırlar.
Tenasühe inanırlar, Yezidîlerin ibadet dili ve bilinen bütün duaları Kürtçe’dir. Yezidîlik'teki başlıca dinî görevler namaz, oruç, hac ve zekat olarak tasnif edilmiştir. Namaz, sabah güneş doğarken ve akşam güneşin batışında olmak üzere günde iki kez güneşe doğru yönelerek dua etmektir
Mezhep içi kast sistemi nedeniyle Yezidîler sekiz sınıfa ayrılırlar. Bu sınıflar; Mir, Fakir, Peşimam, Kavval, Şeyhler, Pir, Kuçek ve Mürid olarak adlandırılır.


Günümüzdeki Durumu
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasıyla birlikte başta Irak, Suriye ve Türkiye olmak üzere farklı ülkelere dağılmışlardır. Günümüzde ise Suriye, İran, Gürcistan, Azerbaycan ve Irak gibi ülkelerde yaşamaktadır. Bu mezhebin mensupları, Türkiye'de ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Mardin, Diyarbakır, Siirt, Batman, Hakkari illeri ve bunlara bağlı ilçelerde yerleşiktir

ÜNİTE 6


VEHHABİLİK
Vehhabiliğin Teşekkülü ve Tarihçesi Vehhabilik, Muhammed b. Abdülvehhab(1703- 1787)’ın düşünceleri çevresinde oluşan dinî-siyasî bir harekettir. Vehhabilik adı, bu hareketin muhalifleri tarafından verildi.Osmanlı halifesine isyan etmeleri, amelleri imandan sayarak büyük günah işleyenleri tekfir etmeleri ve şiddete başvurmaları sebebiyle Haricilik de denmiştir. Bu mezhep mensupları kendilerine Muvahhidun (tevhidciler) adını verdiler.
** Vehhabilik, fikrî açıdan Hanbelîliğe, özellikle de İbn Teymiyye’nin görüşlerine dayanmaktadır.
** Vehhabilik, Deriye emirinin desteğiyle Arap yarımadasında hakimiyeti ele geçirdi ve devletleşerek siyasileşti.
** Vehhabilik, selefçi söylemiyle Arap dünyasında ortaya çıkan yeni dini-politik hareketleri etkiledi.
Vehhabiliğin ortaya çıkmasını hızlandıran sebepler;
1-Osmanlı aleyhtarlığı ve Türk düşmanlığı ve Arap milliyetçiliği vehhabiliğin ortaya çıkmasını ve bir mezhep haline gelmesini hızlandırmıştır,
2-Arap Yarımadasında ve Necd bölgesindekilerin sahip olduğu bedevi karakter ve yaşadıkları çoğrafya şartları.
3-İslam dünyasında, özellikle Hicaz bölgesinde yaygın olan din anlayışı.
** Vehhabilik, Osmanlılar’ı uzun süre uğraştırdı. II. Mahmud, Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'yı Vehhabilik hareketine son vermek için görevlendirdi, Daha sonra Suud hanedanından Türki bin Abdullah, Necd bölgesinde yeniden faaliyete girişerek 1821'den 1891'e kadar sürecek ikinci Vehhabi devletini kurmayı başardı.

Vehhabiliğin Görüşleri
Muhammed b. Abdilvehha, bütün sistemini tevhid (Allah'ın birlenmesi) ilkesi üzerine kurmuştur. Hambelilerin ve ibn Teymiyyenin görüşleri etkili olmuştur.Ayet ve hadislerin zahirleriyle amel ederler.
Ona göre, tevhid, Allah'ı zatı, sıfatları ve ona yapılan ibadetler açısından
1- Tevhid; kelimesini söylemek tek başına yeterli değildir. İbadette de Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak gerekir.Kulun fiilleriylede Allahı birlemesine Ameli Tevhid denir.
2-Şirk; Göz değmemesi için nazar boncuğu takmak, muska takınmak, ağaç, taş vb. şeyleri kutsal saymak, bir hastalık ya da beladan kurtulmak, güzel görünmek vb. için boncuk,ip, hamayı gibi şeyler de şirk sınıfına dahil edilmiştir.
3-Küfür ve Nifak
4-Şefaat ve Tevessül;şefaat Allaha özel bir haktır.Doğrudan Peygamberden dahi şefaat istemek Allaha ortak koşmak sayılır.
Tevessül ise; bir şeyi vesile aracı kılmaktır.
5-İman ve Amel; imanı söz ve amel olarak tanımlamaktadır. İman artar ve eksilir. Dil ile söyleyip kalp ile tasdik yeterli değildir, gerçek iman; kalpte tasdik ve onunla amel etmek, dil ile söylemek ve dinin rükünlarını yerine getirmektir.
6-Bid’at; Kur'an ve Sünnet'te bulunmayan dini uygulamaları bidat kabul ederek onlara savaş açar.
7-iyiliği emredip Kötülükten yasaklamak; Ameli tevhidi gerçekleştirmek lazımdır. Her müslümana farzdır.
Vehhabiliğin Günümüzdeki Durum
Vehhabilik, Suudî Arabistan’ın resmî mezhebidir. Suudi Arabistan,Vehhabiliği selefilik adı altında Endonezya, Malezya, Afrika’da, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde, Balkanlarda ve Arap ülkelerinde yaymaya çalışmaktadır.


KADIYANİLİK(AHMEDİYYE)


Kadiyanilik, Mirza Gulam Ahmet tarafından doğumu 1839 da pencapta.(ö.1908) kadiyanda kurulmuş bir mezhebtir. Kurucusunun adına nispetle Kadiyanilik,Ahmedilik veya Mirzaiyye adı verilmiştir.Mirza gulam Ahmet kadiyanda dini tedrisat gördü.Dört yıl memur olarak çalıştı.Memuriyeti esnasında hıristiyan papazlar,Hindular ve Müslümanları yakından tanıması gulam ahmedin düşüncelerin oluşmasında etkili oldu.İslamı savunmak ve diğer dinleri eleştirmek için yerel gazetelerde ki makaleleri Müslümanlar tarafında büyük ilgi gördü.1857 yılında Müslümanlar İngiliz sömürgecilere karşı ayaklanmışlar fakat başarısız olmuşlardı.İngilizlerden öç alacak Vaat olunmuş mesim(Mesihul mevud)ve beklenen mehdi (Mehdiyul muntazar) düşüncesine Müslümanlar ümit bağlamaya başladılar.Bu ortamı iyi değerlendiren Mirza Gulam 50 ciltlik bir eser yazmayı planladı fakat bu eserin sadece 5 ciltini yazabildi.Berâhin-i Ahmediyeismini verdiği bu eserinde İngilizlere karşı silahla cihadın doğru olmadığını ve İngiliz hükümetine övgüler yağdırarak onlara itaati telkin eden bölümler yer aldı.Bu fikirlerinden dolayı kadiyaniliğin ortaya çıkışından günümüze kadar İngilizler tarafından himaye edildiği söylenmekte ve bazı yazarlar tarafından İslam dünyasında İngiliz emperyalizminin destekçileri olarak eleştirilmektedir.
Mirza gulam Ahmet bir plan dahilinde önce müceddidlik, sonra mehdi ve Mesihlik,en sonunda da Nübüvvet iddiasında bulundu.
Birinci aşamada:1885 yılında islamı yenilemek üzere Müceddid olarak gönderildiğini ilan etti.3 yıl sonra Allahtan emir aldığını iddia ederek kendi adına bey’at almaya başladı. beyatlar içinde teheccüd namazını da aksatmadan bütün namazları aksatmadan kılmak ve Kendini her konuda mirza gulama bağlamak ve adamak da vardır.
İkinci aşamada:Mirza gulam müceddidlikle de yetinmeyerek 1891 yılında kadiyaniliğin temel düşüncelerinde birini oluşturacak olan Mesihlik ve mehdilikiddiasında bulundu. Buna göre Hz.isa çarmıha gerilince ölmemiş öldüğü sanılarak bırakıldığı mağara biçimindeki mezarında kendisine gelerek yaralarını merhemi isadenilen bir ilaçla iyileştirmiş ve incili öğretmek için Keşmire gelmiştir. Burada 120 yaşında vefat eden Hz.İsa, Srinagar da gömülmüştür.Bu nedenle kıyamet öncesi beklenen Mesih Hz.İsa değil Hz. Muhammedin ümmetinden ona çok benzeyen birisi olacaktır.Müslümanların beklediği mehdi de ayrı bir kimse olmayacak mesihle aynı kişi olacaktır.Bu kişi de Mirza gulam ahmettir.
Üçüncü aşamada:Mirza gulam 1902 de biraz daha ileri giderek Allahın Zıllî(gölge) ve burûzî (yeniden belirme) biçiminde bir nebisi olduğunu iddia etti.Ancak bu yeni bir şeriat ve din getirmediğinden dolayı Peygamberin manevi yansımasından ibaret olan mecazi bir Peygamberliktir.Bir kaç yıl sonrada Mirza gulam bu niteliklerine Krişnalıkniteliğini de ekleyeyerek Hinduların beklediği Krişnaolduğu iddiasında bulundu.
Mirza gulamın 1908 yılında ani vefatından sonra yerine seçimle mesihin birinci halifesi sıfatıyla Hakim Nurettingetirildi. Hakim Nurettinin 1914 te ölümünden önce yerine Mirza gulamın oğlu Mirza Beşirüddin Mahmut Ahmedi aday gösterdi. Ancak Mevlana Muhammed ve arkadaşları buna itiraz ederek mezheble ilgili işlerin yönetiminin Gulam Ahmet tarafından kurulan Sadrı Encümen-i Ahmediyebırakılmasını savundular fakat bu görüş dikkate alınmadı ve Mesihin ikinci halifesi ünvanıyla Mirza gulam ahmedin oğlu Mirza Beşirüddin Mahmut Ahmet (1889-1965) halife seçildi.Bunun üzerine kadiyaniler Lahor ve Kadiyan kolu olmak üzere ikiye ayrıldılar.
** Vahdeti vücut ve vahdeti Şuhut anlayışını birleştirerek kendisine şia arasında Mehdiye ait kullanılan zamanın imamı(Kaimuz zaman) sıfatını kullanan kişi Nakşibendi geleneğinden gelen Şah Veliyullah Dehlevidir.
Kadiyaniliğin Görüşleri: Kadiyaniliğin görüşleri Mirza gulam ahmedin müceddidliği, Mesihliği, mehdiliği ve peygamberliği iddiaları etrafında yoğunlaşır. Bunlar itikat ve inanç alanıyla ilgili olmayıp ahir zaman rivayetlerinde yer alan inanç alanına girmeyen konularla ilgilidir. Kadiyanilik itikadi ve siyasi gayelerle ortaya çıkmış bir fırka değildir, fıkıhta Hanefiliği, itikatta ise birkaç husus hariç ehli sünnetin görüşlerini benimsemiştir. Lahor kolu, Mirza Gulam Ahmetin nebilik iddiasında bulunmadığı görüşünü benimser. Kadiyan kolu ise, Mirza gulam ahmetin nebilik iddiasında bulunduğu fikrini benimsemeleri dolayısıyle İslam dışına çıkmışlardır. Lahor kolunun lideri Mevlana Sadrettindir.
1-Müceddidlik;Mirza Gulam Allahın kendisini insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak üzere gönderilen bir müceddid (yenileyici) olduğunu ileri sürmüştür.
2-Mesihlik; 3-Mehdilik 4-Nebilik(şeriat getirmeyen nebilik)
Kadiyaniliğin günümüzdeki durumu:Pakistan parlemontosu 7 Eylül 1974 tarihinde aldığı bir kararla kadiyaniliğin her iki kolunu da İslam dışı azınlık olarak ilan etmiştir.Kadiyanilerin türk dünyasına ve özellikle türkiyeye yönelik olumsuz propaganda çalışmaları bulunmaktadır.Kadiyan ahmedilerinin almanyada oluşturdukları Türk masası Birimi Müslüman ahmediye cemaati adıyle Türkçe bir bülten çıkarmaktadır.Bu bültende 21-22 Ekim tarihleri Türk günleri ilan edilmiştir.




BABİLİK-BAHAİLİK
Babilik 19.asrın başlarında İran da ortaya çıkmış bir harekettir. Babilik kurucusu Mirza Ali Muhammedin kendisi için kullandığı BAB adına nispetle verilmiştir. İranın bu dönemde içinde bulunduğu dini, ekonomik, siyasi, ve toplumsal durum, bu hareketin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Çünkü İran Ruslar,İngilizler ve Fransızların işgal tehdidi altında idi İran şahlarının adaletsizlikleri ve baskısı altında ezilen insanlar bu durumdan kendilerini kurtaracak bir kurtarıcı beklentisi içine girdiler.Bu beklentilerini şii inancının gereği olarak mehdilik fikriyle desteklediler.Çünkü şii inancına göre 12. İmam Muhammed el-Mehdi 941 yılında uzun bir süreyle gizlenmişti, o yaşamaktadır.O tekrar ortaya çıkıp haksızlıklara son verecektir.
**Babiliğin doğuşunda birinci derece şianın Mehdilik fikri etkili olmuştur.Ancak bu inancın babiliğe taşınmasında şia içinde ortaya çıkan Şeyhilik adında bir tarikat köprü görevi görmüştür. Şöyleki Şeyhilik 12.İmamın gizlenmesinden sonra İmamların manevi nurunu yansıtacak veya onunla irtibatı sağlayacak ve ona açılacak bir kapı(Bab) anlamında Bir Kamil Şiinin varlığını gerekli görür.Şeyhilik tarikatının kurucusu Şeyh Ahmet el Ahsâî dir.
Bahaullah:Allahın ululuğu,güzelliği.parlaklığı,azameti manasına gelir.Bahailikte Mirza Hüseyin ‘ALİNİN’adıdır.
**Babilikte İmamlar Allahın bilgisi ile bilinenlerin bilgisine açılan kapı(bab)lardır. İmamlardan sonra ise bu bilginin ve hakikatlerin sahipleri şeyh Ahmet ile onun halifesi Seyyid Kazım Reşti dir. Babilik Şeyhlik tarikatının bir mensubu olan ve kazım Reştinin müridlerinden Mirza Ali Muhammed’in önderliğinde ayrı bir fırka olarak ortaya çıkmıştır.Babiliğin ortaya çıkmasında ve fikirlerinin oluşmasında Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki bin yıl (millenium) inanışı da etkili olmuştur.Bu hareket İslam,Hıristiyanlık,Yahudilik.Mecûsilik ve Putperesliğin karışımıdır.Babilik Şii kültür içererisinden çıkmış bir çeşit gulat(aşırı) hareketidir.
**Babiliğe göre Kur’an nasıl daha önceki semavi kitabları hükümsüz bırakmışsa Mirza Ali Muhammedin EL-BEYAN isimli kitabıda Kuranı hükümsüz bırakmıştır..Mirza Ali Muhammed Azarbeycan alimlerince tekfir edildi ve 1850 de Nasuriddin Şah tarafından Tebrizde Kurşuna dizilerek öldürüldü. Babilerde nasuriddin şaha suikast düzenlediler.Bundan dolayı yakalanarak öldürüldüler.Mirza Ali Muhammedin müridlerinden Yahya Nuri ve kardeşi Mirza Hüseyin Ali bağdata kaçtılar.Oradan İstanbula daha sonrada edirneye sürgün edildiler.Her iki kardeş arasında anlaşmazlık çıktı Yahya Nuri ve adamları oradan Kıbrısa Mirza Hüseyin Ali ve adamlarıda Akaya sürgün edildi.Babiliğin devam ettiricisi Mirza Hüseyin Ali olmuştur. Onun önderliğinde Bahaiyyeye dönmüştür.Bahaullahın kendi görüşlerini yazdığı kitabın ismi Kitabul-akdes tir. Allahın kendisine hulul ettiğini ve vahiy aldığını iddia etmiştir.
Bahailik kendisini diğer dinler gibi evrensel bir din olarak takdim etmektedir.Bundan dolayı Ortak bir din,ortak bir dünya dili oluşturma iddiasındadır.Onlara göre dünya tek bir din,tek bir vatan,insanlar da bu vatanın vatandaşlarıdır.Vahiy sona ermemiştir. Dolayısıyle nebilikte sona ermemiştir.Yazı birliğini savunurlar.Mallarının1/ 19 unu vergi olarak ruhani liderlere verirler.İkiden fazla kadınla evlenmek ve boşanmak yasaktır.İddet beklemek yoktur.Cemaatle namaz yoktur.İbadetlerinde hayfaya(İsrailde) yönelirler.Günde üç defa dua ederler.19 gün oruç tutarlar.Hac ibadeti Bahaullahın(Mirza Hüseyin Ali) Akadaki mezarını ziyaret etmektir.Bahailiğe göre 19 sayısı kutsaldır.Bir yıl 19 ay,bir ay da 19 gün dür.Bahailiğin idari merkezi Hayfadır.Bahailik buradaki Umumi Adalet Evi tarafından idare edilir.Herhangi bir bölgede 9 kişiye ulaşınca Bahai cemaati Mahalli Mahfiller kurarlar,bu mahfiller ruhani mahfillere,onlarda Umumi adalet evine bağlıdırlar.
** Subhu’l Ezel:Ezel sabahı.Bahailikte subhul ezel Mirza Yahya Nurinin unvanıdır.
** Nebil:Babiler peygambere nebil derler,Nebilerden murat da Mirza Ali Muhammeddir.

fcetin 12-15-2010 11:41

ÜNİTE -7Ameli Fıkhi Düşünce Ekolleri



Ameli ve fıkhi alanda tarih boynuca pek çok mezhep ortaya çıkmış, bunlardan Hanefilik, Maliklik,Şafiilik, Hanbelilik ve Caferilik günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Bunlardan ilik dördü Sünnilerin Caferilik ise Şiilerin mezhebi olmuştur.Hanefiler Rey, Maliki, Şafii,Hambeli Hadis taraftarıdır.
Şii Caferiler arasında ortaya çıkan akımlar da akla dayalı çözümler üreten usulcüler, imamlardan gelen rivayetlere göre çözüm üreten Ahbariler.



HANEFİLİK
İmamı Azam Ebu Hanifeye nispet edilen ve Ehli sünnet içinde ilk sistemleşen fıkhi mezheptir. İtikadi ve fıkhi meselelerin çözümünde rey kullanımına verdikleri ağırlık nedeniyle muhalifleri tarafından Rey Taraftarları, iman konusundaki görüşleri sebebiyle de Kufe Mürciesi veya Fukaha Mürciesi olarak isimlendirilir.



Hanefi Ekolünün Oluşumu: Ebu Hanifenin hocası Hammad b Süleyman dır.
Ebu Hanifenin itikadi konularla ilgili eserleri; Risale ila Osman el battı, kitabül alim vel müteallim, fıkhu ebsat, fıkhu ekber, el vasiye.
** Ebu Hanifenin ilmi faaliyetlerine merkez olarak seçtiği yer KUFE dir.
** Emeviler döneminde vali İbn Hübeyre, Abbasiler döneminde Halife Ebu Cafer Mansur kadılık görevi önerilmiş
Hanefiliğin Teşekkülü ve Gelişimi:
Mezhebin Teşekkülünde ve yayılmasında mezhep imamının öğrencilerinin etkinliği, mezhep fıkhının tedvini, mezhep ulemasının kadılık görevlerindeki uygulama performansı etkili olmuştur. Ebu hanifenin öğrencileri olan ebu Yusuf, imam Muhammet, züfer b hüzeyl in Hanefi mezhebinin sistemleşmesinde ve yayılmasında etkin rolu olmuştur.
** Hanefiliğin resmi bir mezhep olmasında Harun Resit zamanında başkadılık yapan Ebu Yusuf etkisi vardır.Vergi ve devlet hukukuna dair KİTABUL HARAC adıl eseri ile ekolün devlet nezdinde güç kazanmasına, atadığı Hanefi kadılarla da mezhebin geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.
** Ebu hanifenin ilim halkalarında oluşan ibadet muamelat ukubat vs konularda hükümler gözden geçirilerek tedvin edilmiştir. Bu tedvin hareketinin en önemli ürünü ZAHİRİRRİVAYE dir. Bu eserde ebu Hanife, ebu Yusuf ve imam muhammedin görüşleri toplanmıştır. Hanefi mezhebinin temelini oluşturduğu için mesailü usul da denmiştir. Eser imam muhammede aittir.
** Hanefi fıkhını özetleyen bazı eserlerde meşayih döneminin ikinci yarısında telif edilmiştir.Tahavinin el-Muhtasarı, Hakim eş-Şehit el-Mervezinin el-Kafi, Kerhinin el-Muhtasarı örnek olarak sayılabilir.
** Mezhep içi ekoler meselesi meşayih ya da müteahhirun döneminde oldu Yargılama hukuku, vakıf, hiyel, şurut ve sicillat gibi konular da eser telif edildi
** Meşayih yada müteahhirun dönemi ulemaları; hassaf, bekar b kuteybe, ebu hazim el kadi.
Hanefi mezhebinin oluştuğu ve Mezhep Kültürünün genişlediği dönemde isim ve eserler
Kuduris,Halvani, Fahrülislam el-Pezdevi
Eserler; es-Serahsi (el-Mebsut), el-Kasani(Bedayius-Sanayi fi Tertibiş-Şerai), el-Merginani(el-Hidaye), Osmanlılarda; Mollo Hüsrevin (ed-Dürer), el-Halebinin (el-Mültekal-Ebhuru), Timurtaşinin(Tenvirul Ebsarı), Tanzimat Döneminde ise; Ahmet Cevdet Paşanın komisyonluğunda hazırlanan Mecelle
Hanefiliğin yayıldığı bölgeler
Hanefi mezhebi Kufede doğmuş, Bağdatta gelişmiştir. Abbasiler döneminde başlayarak Horasan ve Maveraunnehirde önemli Hanefi kültür havzaları oluşmuştur. Hanefiler arasında bunların görüşlerine Belh meşayıhı, buhara meşayıhı, semerkand meşayıhı, fergana meşayıhı olarak dikkat çekmiştir.
** Karahanlılar ve Selçiklular ve Harzemşahlar döneminde devletin resim mezhebi olmuştur. Osmanlının kurulmasıylada iyice güçlenmiş ve etkili konuma gelmiştir.
** Hanefi fıkhına önemli ölçüde katkı yapan ekol Bağdat mutezilesidir.
** Mutezile, taberistan zeydiliği fıkıhta bir dönem Hanefiliği benimsemiştir.
** Muamelatla ilgili bazı konularda Hanefiliği benimseyen ekoller Dürzîler, yezidiler, Nusayriler



Hanefiliik nerelerde yaygındır;Türk, Afgan, pakis, ırak, türk cumhuriyetleri, Türkistan gibi orta asya ülkeleri, Arnavutluk Bosna gibi balkan ülkeleri. Bulg Romen Müslümanları, çin, mançur ve Japon Müslümanları, hicaz Suriye ve yemendeki bazı müslümanlar. Sicilya da etkin, afrikada yayılamamış.
Hanefi mezhebinin usul ve görüşleri
Hanefi mezhebinin meseleleri çözmede izlediği yol; kitap, sünnet, sahabe kavli, icma, kıyas, istihsan, örf.
Ebu Hanife haberi vahidi delil olarak nasıl kabul eder; mütevatir ve meşhur hadisler dışında kalan haberi vahit ve mürsel hadisler özel bir incelemeye alınır. Ebu Hanife tek ravinin rivayet ettiği anlamına gelen haberi vahidid, ravinin güvenilir fakih ve adaletli olması rivayet ettği şeye aykırı bir amelde buluınmaması koşuluyla kabul eder.
** Kıyas ı kural haline getiren Ebu Hanifedir
** Ebu Hanife meseleleri olmuş gibi farzederek takdiri fıkıh hükümleri ortaya koymuştur. Örfü ve istihsanı sık sık kullanmış. Ticari sözleşmelerdeki ictihatlarında ilk defa ortaya hükümler çıkarmıştır. En önemli özelliklerinden birisi de bireysel hak ve hürriyetleri savunmasıdır. Bu konuda büyük reform yapmıştır. Yöneticilerin zorbalıklarına karşı kişisel hak savunmuştur. Dini sivil gelişim tarzını da ilk defa böyle sistemli olarak o ortaya koymuştur.
Kıyas: Hakkında Kuran ve sünnette hüküm bulunmayan bir meselenin hükmünü, aralarındaki ortak illet sebebiyle hakkında nass bulunan meselenin bağlamak anlamına gelmektedir.
İstihsan;müctehidin daha kuvvetli gördüğü bir husustan dolayı bir meselede benzerlerin hükmünden başka bir hükme başvurması anlamına gelir.
**Hanefilerin uyguladığı anlamda istihsan ya nassa, ya kıyasa, ya icmaa yada zarurete dayılı bir yöntemdir. Bu delillerin yanı sıra sahabi kavli ve örf ve adet de mezhebin kullanmış olduğu delillerdendir.
** İtikadi konularda Mürcienin görüşlerinden etkilenmiştir. Daha sonra Maturidiliği kabul etmiştir. Hanefi-Maduridilik ortaya koyduğu görüşleriyle ve çözüm önerileriyle akılcı-hadari bir zihniyeti temsil etmektedir.
** Hanefilik, akli delilere, örfe, kamu yararına, irade özgürlüğüne, kişisel hak ve hürriyetlere ve hoşgörüye dayalı din anlayışı ile Müslüman dünyasında en çok tercih edilen bir mezhep



MALİKİLİK
Hicaz ehli ve hadis taraftarlarının öncülerinden malik b Enese nispet edilen fıkıh anlayışında Medinelilerin sünnet düşüncesinin etkin olduğu ekoldür. Malikiyye diye de anılır.
** imam malikin ders halkasında, hadis ve gerçekleşmiş olaylar merkezi bir konuma sahipti. Medine imamıdır. Orada doğmuş ve Medine ekolü üzerine yetişmiştir.Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve İmam Muhammetten bilgi alışverişi yapmıştır.
medinenin ünlü 7 fukahası kimlerdir? said b müseyyeb, urve b zübeyr, kasım b Muhammet, harise b zübeyr, ebu Bekir b useyd, Süleyman b yeser, ubeydulllah b Abdullah.
Malikiliğin teşekkülü ve gelişmesi
İmam Malikin öğrencileri başta Mısır ve Endülüs olmak üzere birçok şehirde ilmi faaliyetlerini sürdürmüş ve mezhebin görüşlerini yaymıştır.
Malikiliğin temel eserleri imam malikten notlar şeklinde alınan el müdevvene, utbiye, el vadiha, el mevvaziye içlerinde en muteberi el müdevvenedir. Kuzey Afrikada yaygındır.
Muvatta nasıl bir eserdir; imam malikin Medine tatbikatı, ashab ve tabiun fetvaları ve bizzat imam malikin ictihatlarından oluşan fıkhi bir kitaptır.
** Maliki mezhebinin bilginleri fıkhın dışında,felsefe, bunlardan ibni rüşt el hafid felsefeyle ilg eser yazmıştır. Ve mukayeseli fıkıhla ilgili bidayetül müctehit ve nihayetül muktesid isimli eseri yazmıştır.
Malikiliğin yayıldığı bölgeler
İmam malikin meseleleri tartışmaya açmaması, ictihadı özendirmemesi ve değişik yorumlara açık olmaması nedeniyle diğer mezheplere göre yavaş bir gelişme göstermiştir.
Başlangıçta hicazda ortaya çıkan mezhep, İmam Malikin Abdullah b. Vehb başta olmak üzere Mısırlı öğrencileri ve onların yetiştirdiği nesil aracılığıyla Mısırda önemli ölçüde yayılmıştır.
Mısırda fatimilerin etkisiyle silinmeye başlayan Malikilik selehattin eyyubinin fatimileri yok etmesiyle tekrar hayat bulmuştur
** Mısırda 1920 de şahıslar hukuku MALİKİ mezhebine göre düzenlendi.
** 2. meşrutiyet döneminde istanbulda toplanan kanuni medeni komisyonunda çağın gereksinimlerine uygun olduğu gerekçesiyle bazı sorunların çözümlenmesinde Maliki mezhebin görüşleri etkili oldu.
** Maliki mezhebinin etkili olduğu diğer bir ye ENDÜLÜS tür. Malikilik Endülüste evzai ve zahirilik mezheplerin yerini aldı.
Malikilik hangi bölg yayıldı. Endülüsün yanı sıra yemen katar Bahreyn Kuveyt Sicilya mısır fas Tunus Cezayir sudan gibi ülkeler ile suudi arabistanın ahsa bölgesinde ve kuzey afrikada etkili olan senusilerde. Malikilik daha çok mısır Tunus Endülüs yayılmıştır.



Malikilik mezhebinin usul ve görüşleri
Malikilerin kullandığı deliller; kitap sünnet sahabe kavilleri icma Medinelilerin ameli kıyas istihsan istishab mesalihi mürsele Seddi zerayi.
** İmam Malik ve mezhep mensupları, hadisi merkeze alan bir yaklaşımla kıyası ve Medine tatbikatını öncelemişlerdir.
** İmam malik rey için delil durumunda olan kıyas istihsan mesaalihi mürsele deli olarak kullanmıştır.
İstishab;sabit olan bir hükmün değiştiğine delil bulununcaya kadar olumlu veya olumsuz haliyle devam etmesini kabul etmektir.
İstishab; koruyucu bir delil konumundadır. Ve mevcut olan hakları korur.
Mesalihi mürsele ;İnsanların iyiliği için yaralı olanı almak zararlı veya zararı yararından çok olanı terk etmektir.
Seddi zerayi;Sebebi yok etmek vasıtayı ortadan kaldırmak anlamına gelir. Mesela bir müslümanın kâfirlerin ilahına sövmesinden sevap umabilir ancak onlarında Allaha sövmesi söz konusu olduğundan bu yasaklanmıştır ayetle delil gösterirler.
İmam malikin imanla ilgili görüşleri; imanı söz amel ve inanç olarak tanımlamıştır. İman artar fakat eksilme konusunda fikir beyan etmemiştir.
Malikiler itikadi konularda;ilk dönemlerde Hadis taraftarlarının görüşlerini, daha sonra bazıları Eş’ariliği benimsemiştir.



ŞAFİLİK
Şafilik;Fıkıh usulünü tedvin eden, delil olarak kitap sünnet icma birbiriyle çelişik olmayan sahabe sözleri ve kıyasa dayanan fıkhi bir ekoldür.
**Necran kadılığı görevini üstlendiği sıralarda Ali taraftarlarını tutmakla ve Rafizi olmakla suçlanmıştır.Şafi ırak fıkhını İmam Muhammet’ten öğrendi. Rey ve fıkıh usulünü birleştirdi.
Er-Risale;Şafinin eseridir. Sözlü olarak gelen usule dair nesih kaideleri mutlak mukayyed umum husus gibi bilgiler imam şafi tarafından ilk kez er risalede dile getirilmiştir. El hucce de imam şafinin eseridir.



Şafiliğin teşekkülü ve gelişmesi
Bağdatta görüşleriyle öne çıkan ve kabul gören İmam Şafi Mısıra gittikten sonra fikri bir dönüşüm geçirmiş ve yeni düşüncelerini açıklamıştır. Er-risale adlı eserini Mısırda gözden geçirerek tekrar yazmıştır.
Şafinin görüşleri Mezhebi Kadim eski ve Mezhebi Cedid (yeni-Mısırda) olarak isimlendirilmiştir.
El Ümm; İmamanı Şafinin eseridir. Öğrencilerin kendinden yaptığı rivayetlerle soru cevap şeklinde hazırlanmış eseridir. Mısırdaki görüşlerini esas almıştır.
** Buhari de Şafi geleneğini sürdürmüş ve hadis taraftarlarının seçkin birisidir.
** Şafilerin usule yönelik çalışmaları teorik olduğu için Mütekellimlerin usulü olarak anılmıştır.
** Şafi veya kelamcıların metoduyla yazılmış en eski;mutezile ekolünden ebul Hüseyin Muhammet el basiri kitabul mutemedi. El cüveyninin kitabul burhanı, imam gazalinin el mustasfası bu üç kitap Fahrettin razı tarafından özetlenmiş ve bazı eklemeler oluşturarak el mahsul adını vermiştir.
Şafiliğin benimsendiği,Yayıldığı yerler; Mısır ırak horasan m.nehir Suriye bir dönem iran günümüzde anadolunun doğu kısmında güney arabistanda Afrika, Kafkas iran azar hind filis Seylan Filipinler Endonezya malaya
** Memlükler döneminde Sultan Baybars kadıların 4 mezhebe göre atanmasını başlattır.






Şafi mezhebinin usul ve görüşleri
Şafi Mezhebi, meseleleri çözerken ve içtihat yaparken delil olarak kitap, sünnet, icma, birbiriyle çelişik olmayan sahabi sözleri ve kıyasa dayanmaktadır.Şafi aklın ve reyin fıkıhta kullanımını kıyasa hasretmiş ve kıyası ise nassa bağlayarak sınırlandırmıştır.
İmamet konunda; halifenin kesinlikle kureyşten olması gerektiğini ve muaviye ile hz ali arasında ki ant dada hz aliyi savunmuştur.
** İmam şafi istihsan mesalihi mürsele Medinelilerin amelini metodlarını reddetmiştir.
**Şafiliğin geniş kitleye yayılmasında imam şafinin görüş yelpazesinin geniş olması, sistemleştirilen hüküm çıkarma tekniği, içtihat yapma derecesine ulaşan alimlerin çok olması etkili olmuştur.
** Şafilerin nakle bağlı kalmaları toplumun sorunlarını çözememeye sebep oldu.

HAMBELİLİK
Hicaz ekolü olarak da bilinen Hadis Taraftarlarının önde gelen bilginlerinden Ahmet b.Hanbelin görüşlerine göre şekillenmiştir. Usul ve ilkelerinde Hadis taraftarlarını esas alan Hanbelilik, Sünniliğin dört büyük fıkıh ekolünden birisidir.
** Ahmet b Hanbel MÜSNET isimli eserli vardır.Rivayetleri esas alan,hadis ve ahbardan hareketle hüküm çıkaran bir tarz geliştirmiştir. Kıyası celil yada kıyası hafi olmak üzere her türlü kıyastan mecbur kalmadıkça uzak durmaya çalışmıştır.



Teşekkülü ve Gelişimi
** Mihne olayları ile karşı karşıya kaldığı sorgulamalar, onun şahsi ve ilmi hayatının gelişmesinde ve şekillenmesinde Hanbeliliği önemli bir etki yapmıştır.
Hanbeli mezhebinin, tedvin dönemi Ahmet b.Hanbelin ölümünden Büveyhilerin Bağdatı ele geçirdikleri döneme kadar olan süreyi kapsar. Bu dönemde Hanbeli ekolün düşünce sistemi, rey, kelam ve bunları kullanan ilmi çevrelerin eleştirisi üzerine kurulmuştur.
Tedvin döneminde yazılan erken dönem eserleri ;Mesail, kitabüssünne, mesail fıkıh üzerinedir.
** Hanbeliliğin altın çağı, Bağdat Abbasi halifeliğinin son dönemi altın çağdır. Ayrıca memlukler döneminde mısır ve suriyede iyice güçlenmiştir.
** Hanbeliliğin itikadi boyutuna en önemli katkıyı ibn Teymiyye yapmıştır.
** Büveyhiler döneminde mezhep muhalefet grubu rolünü üstlenmiş hilafetin ve Sünniliğin yılmaz savucusu olmuştur.
Mesail konusunda öne çıkan öğrenciler: oğlu Salih ve Abdullah
Süneler Hanbeli mezhebinin teşekkülünü sağlayan en önemli eserlerdir.
**El Haşimi Ettemimi Essabuni A.kadir Geylani ibnül Cevzi ibni Teymiyye Hambeliliğin yayılmasında öne çıkan şahsiyetlerdir.Ebu Bekri el-Hallal , hanbelin ilimlerini toplamak için bir çok kitap telif etmiştir.



Hanbeliliğin yayıldığı bölgeler
Tarihsel süreçte Irak Suriye Ürdün Filistin ve mısır. Günümüzde vahhabiliğin etkisiyle selefilik adı altında Arabistan katar uman Hind Endonezya,Malezya,K.Afrika,Çeçenistan bazı balkan ülkeleri dünyadaki sayıları 20 milyon bulmuştur.
Hanbelilik neden fazla yayılmamıştır. Çünkü; Diğer Sünni mezheplerin ırak, mısır, Endülüs, ve kuzey afrikada Yapılanmalarını daha önce tamamlamış olmaları ve daha çok kendilerini kabul ettirmek için iyiliği emredip kötülükten sakındırma adı altında baskı yapmaları.

Hanbeli mezhebinin usul ve görüşleri
** Hanbeliler kitap sünnet icma sahabe kavli istishab maslahat kıyas Seddi zerai,delillerini kullanırlar.Selefçi bir karakter kazanmıştır. Yoruma kapalı katı nascı bir yaklaşım sergileyen mezhep, değişim ve gelişmeye bidat olgusuyla karşı çıkmaktadır.
**Hanbeli mezhebi,nakil ve rivayete ağırlık veren bir metotla Kuran ve Hadisi merkeze almıştır. Hanbel daha çok hadisleri toplayıp tasnif etmeyi amaç edinmiş bir fıkıh alimidir.
** Haberi vahidin senedi sahihse onunla amel ederler,Sahabe adı zikredilmeyen mürsel hadisi zayıf sayarlar, mürsel ve zayıf hadisleri daha kuvvetli bir delilin bulunması halinde kıyasa tercih kıyası son çare olarak kabul ederler.
** Hanbelilere göre,içtihat kapısı kapanmamıştır. Her asırda bir müçtehit gelecektir diyen ve bunu farzı kifaye gibi görürler.
** Hanbeliler istishab metodunu çok kullanırlar.Bu manası sabit olan bir hükmün, onu değiştiren bir delil buluncaya kadar devam etmesidir. Reyle içtihatta bulunmamak için bu yönteme başvurmuşlardır.
** Hadis Taraftarlarının ateşli savunucusudur.
Hanbelîlerin iman anlayışı;iman kesin olarak inanmak ve mealde bulunmaktan ibarettir. Artar eksilir. İmandan çıkabilir. İslamdan çıkacağı anlamına gelmez. Kitabul iman adlı eseri hanbel in bu konuyu ele alan mürci ve iman nazariyesinin eleştirileri ile doludur.



CAFERİLİK
Caferilik;Hz.Ali Hz. Muhammetden sonra gelen halifedir. Bundan sonraki imametinden fatıma soyundan geleceklerle sürdürüleceği savunan on iki imama inanmanın ve imamları masum kabul etmenin dini aslından uslud-din den olduğunu savunan ekoldür. Caferiliğe isneaşare, imamiyye de denir.Ebu Hanife ve İmam Malikle görüş alışverişi yapmıştır.
**Caferi ulemaları Ahbarilik ve Usulcüler diye ayrılır.On iki imam dizisine inandıkları için İsnaaşeriyye ve imamlara inanmayı imanın şartlarından kabul ettikleri için de İmamiyye denilmektedir.



Caferiliğin Teşekkülü
Caferiyye mezhebinin ortaya çıkışı ve teşekkülü süreci GAYBET meselesi ile doğrudan alakalıdır.
Gaybet dönemi, oniki imamın ismi etrafındaki düşünceler ve anlayışlar sonucu şekillenmiştir. 12.İmam Muhammed Mehdinin öldürülme korkusundan dolayı gizlenmiştir. Bundan sonraki döneme gaybet dönemi denir.
Kelamcılar Dönemi: Rivayet fıkhı taraftarlarının etkisinin ortadan kalkması kelamcılar dönemi olarak adlandırılan ve üç büyük şii alimin öne çıktığı dönemde olmuştur.
Kelamcılar döneminde ki üç büyük Caferi âlimleri;Şeyh müfit, şerif el murtaza, ebussalah el halebî. Bunları takip edenler usulcü olarak adlandırıldı.
** Şia fıkhı için yeni bir çığır açan ve şeyhüt tarife döneminin alimi Ebu Cafer et-Tusi dir.En önemli eseri ise el-Mebsut olmuştur. Ahberilerle usulcüleri uzlaştırmaya çalışmıştır.
** Safeviler dönemi de, Caferilik açısından usul ve füruda bazı gelişmelerin kaydedildiği önemli bir devir olmuştur.
** Şah İsmail döneminde ise ekol, resim mezhep olarak kabul edilmiş, ezana “Eşhedü enne Aliyyen veliyullah “ ifadesi eklenmiş ve camilerde ilk üç halifeye lanet edilmesi uygulamasına geçilmiştir.
Merci i taklit dönemi ;Bir kimse ya ictihat derecesine ulaşıp müctehit olacaktır ya da bir müctehide uyacaktır. İşte bu düşünce merci i taklid adı verilen müessesenin yerleşmesine yol açmıştır.Humeyninin Velayeti Fakih doktrini bu gelecek içinde olgulaşmıştır.
Humeyninin görüşleri nelerdir? fukahanın rolu peygamberin roluyle eşdeğerdir. Fukaha 12. imamın gaybet döneminde onun görevlerini yerine getirmeli ve siyasi açıdan etkin olmalıdır. Humeyni bu fikirleriyle iranda 1979 da devrim yapmış ve Caferilik resmi mezhep olmuştur..
Caferilik nerelerde yayılmıştır? günümüzde, iran, ırak Azerbaycan, Lübnan Bahreyn suriye Afgan arap pakis bengladeş hind Türkiyede ise kars Ardahan Iğdır.



Caferilerin Usulü ve Görüşleri
Ahbarilik ve usulilik ekollerine göre değişiklik arz etmektedir.
Ahbari; Şia fakihlerine göre hüküm ve fetvaların dayandığı tek kaynak hadislerdir.Kuran ise Hadislerin açıklaması yoluyla anlaşılabilecek ve uygulanabilecektir.
Usuliler ise; müctehidlerin bilgi elde etmek ve hüküm vermek için başvuracakları dört delilli kitap,sünnet,icma, akıl olarak tespit etmiştir.
** Caferilerin usulüd-dinden saydıkları esaslar; Tevhit, Nübüvvet, İmamet, Mead, Adalet
** Caferiler temel ibadetler konusunda, Ehlisünnetle benzer görüş paylaşırlar.
** Caferiler öğle ikindi, akşam yatsı namazları cem ederler.
** Caferilerde ezan ve kamette farkı;Eşhedü Enne Muhammeden Rasulullahtan sonra Eşhedü Enne Aliyyen veliyullah derler kamette de hayyalal hayrul amel ifadesi var.
Humus;Hz peygamberin yakınlarına zekât verilmediği için humus denilen yardımı yapmışlardır.
Tevella;Hz Muhammedi ve onun soyundan gelenleri sevenleri sevmek anlamına gelir.
Teberra ise bunu tevellanın zıddıdır
** Caferiler Mute nikahını kabul ederler.



ÜNİTE 8:TASAVVUF DÜŞÜNCESİNİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ



Tasavvuf İslâmî disiplinler arasında tanımı en zor olanlarından biridir. Bunun en önemli sebeplerinden biri onun genellikle subjektif bir alanı konu almasından ileri gelmektedir. Bu itibarla tasavvuf, tek bir tanımı olmayan ve tanımı çok fazla olan alanlardan biridir. Diğer bir deyişle hemen her sufi tasavvufu kendi mertebesine, makamına hatta sosyal durumuna göre tanımlamaktadır. Hatta aynı şahsın farklı zamanlarda değişik tanımlamalar yaptığına bile rastlamak mümkün olmaktadır.



Cüneyd bağdadi ye göre: tasavvuf Allahtan başka her şeyle ilgiyi kesmek ve yalnız Allahla beraber olmaktır.
Maruf Kerhi ye göre; tasavvuf, gerçeğe sarılmak ve halkın elindekilerden ümidi kesmektir.
Ali B Ahmet Büşenci ye göre: hürriyet, fütüvvet ahlakta güzellik ve cömertliktir.
Gazaliye göre: tasavvuf kalbi yalnız Allaha bağlayıp masivadan ilgiyi kesmektir
Günümüzde Tasavvuf; İslamı Hz.Peygamber gibi yaşama gayretinde olmaktır.



Tasavvuf kelimesinin kökeni hakkında da muhtelif rivayetler olmasına karşın, tasavvuf tarihinde genellikle bu kelimenin yün anlamına gelen sûf’tan türediği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Aslında mahiyet itibariyle bu konu sadece bir isimlendirmeden öte geçmemekte ve tasavvuf bir hâl ve ahlâk ilmi olarak yaşantıya dayalı bir mahiyet arzetmektedir.
Tasavvuf ve sufi kelimesinin kökeni hakkında ileri sürülen belli başlı görüşler
1- tasavvuf kelimesinin yunanca sophia kelimesinden geldiğini ileri sürenler. Bunlar genelde batılılardır. Bu görmüş kabul edilmez.
2- tasavvuf kelimesinin ashabı suffadan geldiğini söyleyenler de vardır. Bu da dil açısından mümkğn değildir.
3- cahiliye döneminde kendini Allaha vermiş ve kabeye hizmetten başka meşgalesi olmayan gavs b nur adlı bir şahsın lakabıydı. Bazılarına göre sufilein hali bu zatınkine benzediğinden onlara da sufi mesleklerine tasavvuf denmiştir derler. Bu görüş de kabul edilmez.
4- tasavvuf kelimesinin temizlik anlamına gelen safa dan türediğini söyleyenlerde vardır. Bu görüşe göre sufi dünyevi kirlerden arındırıp saflaştırılmış olduğu için bu adı almıştır. Ancak bu safa nın çoğulu safi olduğundan bu görüş geçerli değildir.
5- sufi ve tasavvuf kelimesinin suftan gelişmiş olması uygundur. Tasavvuf kelimesinin suf (yün) tan ürediği genel kabul görmüş bir anlayıştır.
Tasavvuf; hakkın rızasını kazanmak ve sonsuz saadete ermek için nefsi terbiye etme, ahlaki güzelleştirme, insanın suret ve siretini tezkiye etmeden bahseden bir ilimdir
Tasavvufun konusu Sûf kelimesinden geldiği bilinen tasavvufun konusu da insanın yaratıcısının rızasını kazanması yolunda sûret ve sîret olarak ilk safiyetine dönme mücadelesidir. Bugün ki ifadelerle söyleyecek olursak, tasavvuf modern insanın manevî ve ruhî ihtiyaçlarını gidermede bir metot ve yol göstermektedir.
insan ve insanın ruhu ahlaki ve pskolojik yapısı teşkil etmektedir. İman ihsan ve marifatullah da onun konusu içine girer. Tasavvuf ilmine ait özel kavramlarda onun konuları arasındadır. Nefsini bilmek kalbini tasfiye etmek, mükaşefe etmek, müşahede makamlar haller fena-beka, işaret, ilham keşf vs. diğer taraftan vahdeti vucut, vahdeti Şuhut ta onun konularındandır. Tasvvufi ekollere, tarikatlar, bunların kurucuları ve görüşleri de tasavvufun konusudur.
Günümüz açısından söylenecek olursa tasavvuf; çağdaş tasavvufi akımlar, modern insanın manevi ve ruhi ihtiyaçları bunların tasavvufdaki izdüşümleri yine günğümğz insanı özellikle mistik yönelimleri tasavvufun konularından sayılabilir.
Tasavvuf amacı; dinin dışsal kuralları yanında iç dünyasında oluşacak manevî hastalıkları tedavi etmek ve kişiyi Allah’a ulaştırmaktır. Doğal olarak bu amacı gerçekleştirirken kendine özgü metotlar kullanacaktır. Tasavvufun Metodu; vahiy, keşf, ilhâm ve akıldır. Ancak bunların sırası zaman zaman değişebilir.
** sufiler keşf ve ilhamı vasıtasız doğrudan bilgi olarak tanımlarlar
Tasavvufun karakteristikleri: bir tür dinî ve İslâmî mistisizimdir. Ancak diğer din ve mistik akımlardan en büyük farkı Kur’ân ve sünneti temel değerler kabul etmesidir. Bu çerçevede sufî Kur’ân ve sünnet çerçevesinde özgür iradesi ve amelleriyle varoluşa katılır ve kendini gerçekleştirir.ameli bir karakteristliğe sahiptir, Tasavvuf tam bir aksiyondur.
Seyrü Sülük;Tasavvufta nefsi terbiye ederken yol alma, yola devam etme.



Tasavvufun kaynakları yukarıda da ifade edildiği gibi başta Kur’ân ve sünnettir. Hatta bu iki kaynağa uymayan her davranış ve tutum merdud kabul edilir.






Tasavvufun sınıflandırılması(Kaynakları)
1-Tasavvuf zühddür. Zühd dünyaya karşı tavur koymaktır. Masivadan yüz çevirip Allah a yönelmektir. ilk tasavvuf tarifi yapan MARUF KERHİ dir.Ona göre Tasavvuf hakikatleri almak, insanların elindekinden ümidini kesmektir.
** Zühd, tasavvufun gerçekleştirmeyi amaçladığı ruhi olgunluğa götüren bir vasatadır. Bizzat gaye değildir.
2-Tasavvuf güzel ahlaktır. Tasavvufun konusu tahalluk ve tahakkuk tur. Tahalluk İslam ahlakını öğrenmek demek olduğuna göre tasavvufla ahlak iç içedir.
3-Tasavvuf tasfiyedir, kalp temizliğidir.
4-Tasavvuf tezkiyedir. Nefs ile mücahededir. Oda ittiba ve imtisal ile olur, yani Allah Rasülüne uymak ve onu örnek almakla gerçekleşir
5-Tasavvuf kitap ve sünnete sarılmak ve edebe riayettir. Mutasavvıfların sahibini utanılacak şeylerden muhafaza eden sağlam bir his ve irade olarak tarif ettikleri edep onların şeriat sınırlarının korumada önem verdikleri hususlardan biridir ve istikameti korumaya yarar.
6-Tasvvuf islamın ruh hayatıdır.



İlmül Veraset; Peygamberimizin ve ashabının yaşadığı ruhani hayat, yaşanarak ve in’ikas yoluyla kalpten kalbe hal yoluyla intikal şeklinde gelmektedir. Tecrübe ve yaşama yoluyla intikal ettiği için bu ad verilir.



Tasavvufun Doğuşu
Zühd Dönemi; doğuşunun iyi anlaşılması için onun üzerine temellendirildiği Zühd döneminin iyi irdelenmesi gerekir. Zühd dönemi bilindiği gibi Hz. Peygamber ve ashabının yaşadığı, daha sonra tabiûn’a kadar uzanan bir dilimi içerir. Bu manada zühd anlayışı İslamî olup Hz. Peygamber’le birlikte Ebû Zerr el-Gıfârî, Huzeyfe el-Yemân, Selmân-ı Farisî ilk temsilcilerinden kabul edilir.
Zühd; bir şeye meyletmemek, rağbet etmemek yüz çevirmek terk etmek anlamlarına gelir bu terk etme işi küçümsemekten günah saymaktan veya azlığından dolayıdır.Zühd, dünyaya, onun sesine, arzu, istek ve tatlarına, nefse ve onun tamahlarına karşı özel bir tavırdır,insanın çeşitli ruhi ve bedeni riyazet ve macahedelerle nesini dizginlemesidir.
Başka bazı sebepler de varolmakla birlikte, genel anlamda Müslümanlar arasındaki bu zühd hareketinin doğuşundaki en önemli ve ilk faktörün İslâmın temel öğretileri olduğunu söyleyebiliriz. Bu genel kabul görmüş görüşe göre bu ilk iki asırdaki gücünü Kur’ân ve Hz. Peygamberin örnek yaşantısından almaktadır. Kur’ân’ı ve Hz. Peygamberin yaşantısını iyi bir şekilde tetkik eden herkes, Zühd döneminde aynı izlere rastlamakta güçlük çekmeyecektir.



İlk asırda zühdün temeli, şeriatın emir ve yasakları ile edeplerine riayet etmenin yanı sıra fakirlik, benliği inkar etmek, dünyayı terk etmek, yani önemsiz görmek idi. Bu manada Hz. Peygamber (s.a.)’i, sahabe-i kirâm’ı ve tabiûn’u da zahidlerden sayabiliriz. Ancak bunların zühdü, masiyetlerden olabildiğince uzak durma, Allah’tan ve azabından korkma, O’nun cennetini ve sevabını umma özellikleri ile dopdolu, yukarıda bahsettiğimiz özelliklerin dışına taşmayan basit ve sade bir zühd idi.



İslâm’ın bu erken devresinde zühd, ne dinî bir hareket, ne de bir mezhep ne de sosyal bir sistemdi. Aksine sadece dinin, Kur’ân’ın ve Hz. Peygamber’in sünnetinin önderlik ettiği ferdî bir eğilimdi. Öyle görünüyor ki, Müslümanlar bu asırda kendilerini zühd ve itikaf hayatına vermekten ziyade, Allah yolunda cihad ve ilâ-yı kelimetullah’a vermişlerdi.



Yeni zühd telakkîsinin belirgin özelliklerinden biri, şu iki noktadaki büyük dikkatidir: Kendini, nafile ve zikirde gösteren ibadet noktası ile, kendini daha çok bütün sufiyâne özelliklerin (ahlâk) esasını teşkil eden tevekkül’de gösteren ahlâkî yön.
Züht hareketini hristiyan menşeli olarak görenlerNicholsan, İgnaz Goldziher
Nichoson, islamdaki zühd ve takva eğiliminin,Hıristiyanlığın ortaya koyduğu nazariye ile uyum halinde bulunduğunu ve bu nazariyeden beslendiğinin açıkça bilindiğini iddia etmektedir.



Tasavvufun ahlaki yönü;Dünyaya rağbet etmeme, sadece Allah ile hemhâl olma, bütün düşünce ve amellerinde daima O’nu göz önünde bulundurma; kazanmayı, nefsanî hazlardan, insanların övmesinden veya yermesinden hiç etkilenmeme özellikleri bu ahlâkî yöne girer.



Ebul ala el hafiye göre islamda züht hareketi 4 unsurun etkisiyle çıkmıştır.
1- İslami öğretiler, 2- Müslümanların mevcut siyasi ve sosyal düzene tepkileri, 3- Hıristiyan ruhbanlığı, 4- fıkıh ve kelama başkaldırı.
** Zühd hareketi ilk iki asırdaki gücünü, Kuran ve Hz. Peygamberin örnek yaşayışından almaktadır.
Ebul vefa Taftazani zühdün kaynağını nasıl görür.; islamın ve Müslümanların mevcut siyasi ve sosyal düzene başkaldırılarının kabul edilebileceğini ancak Hıristiyanlığın ve fıkıh ve kelama karşı başkaldırının züht hareketine tesir etmesinin mümkün olamayacağını savunur ona göre zühtün kaynağının 1. derecede kuran ve hadis olduğunu 2. olarak da hz Osman ın hilafetiyle birlikte ortaya çıkan siyasi ve sosyal çalkantıların bu hareketin çıkmasında büyük rol oynadığını söyler.



Zühd hareketini ortaya çıkartan en önemli etkenler;
1- İslami öğretiler. İlk ve en önemli faktör budur. Kuran hem cenneti imrendirme ve cehennemden de korkutma yönlerinin hakkını tam olarak vermiş olur.
2- Müslümanların mevcut siyasi ve sosyal düzene tepkileri. Fethedilen yerlerin çoğalmasıyla Müslümanların çoğu dünyaya yönelip ona meyletmeye başladı. Bu tepkiler içinde Hasan Basri ve Haris el Muhasibinin Müslümanların zalime ve adaletsizliğe karşı ayaklanması da vardır
3- fıkıh ve kelama başkaldırı. Takva sahibi Müslümanlar fıkıhçılarla kelamcıların İslam anlayışlarında dini heyacanlarını doyuracak bir şey bulamayınca bu heyacanı tatmin etmek için tasavvufa sığınmışlardır.
Hasan-ı Basri; Korkuya dayalı zühd anlayışının ilk temsilcisidir.Geçici olan dünya hayatından yüz çevirip yalnız Allaha yönelik dayanmak ve ondan korkmaktır.
Rabiatül Adaviyyenin hareket noktası; Cehennem korkusu ve cennet arzusu değil doğrudan doğruya Allah aşkıdır. İlahi aşk mefhumunu ilk kullanan kişi olmuş ve sonraki devirlerde tasavvufi düşüncede büyük bir yer işgal edecek konuma gelmiştir.Tasavvuf tarihinde ilahi aşkı ilk kullanan kişi dir. Rabiatül adaviyyenin ilahi aşkı; maruf kerhi, zünnun ı mısrı, Beyazıt bistani, seriyyüssekati, cüneyd bağdadi, hallac ı Mansur, haris muhasibi gibi kişileri etkilemiştir



Tasavvuf Dönemi;
İlk tasavuffi eserler: Arkasından Hicrî III ve IV. asırlarda tasavvuf tarihinde sonra ki yüzyıllar boyunca kendilerine bağlanılan ve örnek kabul edilen mutasavvıflarla doludur. Bu yüzyıllar her yönden son derece hareketli ve velûd bir dönemdir. Bu dönemde ilk defa Sufi kelimesini zikreden Ebu Haşim el-Kufi (sufi) dir.
Yine bu dönem tasavvufun müstakil bir ilim alanı olduğu bir süreçtir. bu yüzyıllarda kaleme alınmaya başlandığı gibi, ilk tasavvufî kavramlar da bu dönemde kullanılıp yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu dönemde, Tasavvuf ilminin ana konuları tespit edilip eşlenmiş,sufiler toplum içerisinde müstakil bir sınıfı temsil eder hale gelmiştir, belli merkezlerde Tasavvuf ekolleri teşvik etmiş, tasavvuf İslam toplumunda yerini almaya başlamıştır.
İtikadi ve ameli mezhepler hep bu asırlarda ortaya çıkmıştır, yani bu yüzyıllar hem siyasi, hem içtimai, hem de dini açıdan son derece hareketli dönemlerdir.
tekâmül devresi Bu asırlar tasavvufun fıkıh, kelâm ve hadis gibi ilimlerden ayrılıp inkişaf ettiği tekâmül devresidir. İlk tasavvufî eserler bu dönemde kaleme alındığı gibi, ilk tasavvufî kavramlar da bu dönemde kullanılıp yaygınlaşmaya başlamıştır.
Tasavvuf, tahâlluk (eğitim) ve tahakkuk (keşf ve marifet) boyutuyla bu dönemde büyük bir gelişme göstermiştir. Bu dönemin mutasavvıfları insan ruhunu tahlil etmekte; ona arız olan hâlleri beyan ederek geçeceği makamlardan bahsetmekte, kalp tasfiyesi ve nefs tezkiyesi gibi konular gündeme gelmektedir
**Rabiatül Adeviye ile başlayan sevgi ağırlıklı tasavvufi düşünce Maruf Kerhi ile gelişmiş, hicri 3. ve 4. asırlarda tasavvufi telakkilerin ağırlıklı konusu haline gelmiştir.Hicri 2. asırda Hasanı Basri ve talebelerince temsil edilen Basra Mektebinin hüzün ve korkuya dayalı tasavvuf telakkisi 3.asırda yerini aşk ve muhabbete bırakmıştır. 3 asırda yetişen Haris Muhasibinin de sevgi üzerine eser yazmıştır.
** Tasavvuf alanında ilk sistematik eserlerin müellifi Hâris Muhasibî’nin dir.



Tasavvuf ekollerinin doğuşu
1-Nişabur Mektebi; Bâyezid-i Bistamî’nin başını çektiği Nişabur ekolünü görüyoruz.Horasanla birlikte Nişaburunda fütüvvet ve melamet özellikleriyle tanınan bir merkez haline gelmiştir. Bu bölgede yetişen mutasavvıflar Beyazıt Bistami, Yahya b muaz errazi, ebu hafs hattad ve hamdun kasardır.
2-Mısır ekolü Zünnûn-ı Mısrî’nin başlattığı Mısır ekolü ile Şam ve Bağdat mekteplerini görmekteyiz. Bu ekoller bir farklılaşma değil, bir tür zenginlik meydana getirmiştir.
3-Şam Mektebi; Genellikle açlıkla eğitimi ve gece ibadetini öne çıkaran ve bu yüzden Cuiyye ve ehlül-leyl adıyla anılan sufilerce temsil edilmiştir. Başlarında Ebu Süleyman Darani ve talebeleri, Ahmet Ebil-Havari ile Ahmet bin Asım Antaki gelmektedir.
4- Bağdat mektebi; tasavvufun en büyük temsilcileri ve eser sahipleri burada yetişmiştir. Basra mektebinin izlerini taşımaktadır. İlk defa sufi adıyla anılan ebu Haşim sufi ile ilk tasavvuf tarifi yapan maruf kerhinin önemli bir yeri vardır.






Hicri 5. asır tasavvufunu özellikleri ve bu dönemde yetişen ünlü mutasavvıflar
Bu asır bağdatta bulunan Abbasi hilafetinin nüfuzunun azaldığı İslam dünyasının doğu bölgelerinde selçuklularla diğer bazı beyliklerin mısırda fatimilerle endülüste emevilerin hakim olduğu yıllardır. Bu dönemin mutasavvıfları; Çok değişik mutasavvıfların yetiştiği dönemdir, Tasavvufun teorik yönden gelişmesine katkıda bulunmuş tasavvuf klasiklerinin kaleme alındığı bir zaman dilimidir. Tasavvuf mektepleri ortaya çıkmasa da ferdi olarak pek çok müellif mutasavvıfın yaşadığı bir dönem olarak göze çarpar.
1-Ebu abdurrahman sülemi. İlk sufi tabakatını o yazmıştır. Kurana yazdığı tasavvufi tefsir sahasının ilklerindedndir. Ebu nuaym isfehani ve kuşeyri gibi sufilerin yetişmesini sağlamıştır.
2-Ebu nuaym isfahani: muahddis ve sufi kimliği ile hz peygamber ve ashabından başlayarak en geniş zahit ve sufi tabakatını kaleme alan muatasvvıftır. Ebu abdurrahman süleminin talebesi kuşeyrinin hocasıdır.
3-Ebu said el hayr: aşık tabiatlı sohbete önem veren ve halkın arasına çok karışan celvet ehli bir mutasavvıftır. Vahdeti vücut anlayışını yaymaya çalışan tekke ve dergahların adab ve yöntemine dair prensipleri vaaz eden kişi olarak tanınır.
**Ebul kasım abdül kerim kuşeyri: ERRİSALE adlı eseri vardır



** 5./11. asır daha önceki asırlara göre tasavvufun şiirle ifade edilmeye başlandığı dönemdir.Tasavvuf ŞiiriBu asırdan itibaren mecaz, kinaye, teşbih ve istiare gibi edebi sanatlarla süsül tasavvufi remz ve mazmunları taşıyan sanat eserleri haline dönüşmeye başlamıştır.Bu devir, sufilerin genellikle eserleriyle tasavvufu hakim kılmaya çalıştıkları ve mezhep tartışmalarına girmedikleri bir dönemdir. Sufilerin münzevi hayatları ve nezih tavırları, halkın ve idarecilerin sevgisini kazanmalarını sağlamıştır.İranda yetişen şairlerin çoğu şiirlerinde tasavvufi sembolleri ve mazmunları kullanmışlardır. Bu devir sufilerinden ebul hasan harakaniye gazneli sultan mahmudun büyük bir saygı duyarak rey şehrindeki hankahında kendisini ziyaret etmesi ve Selçuklu sultanı Tuğrul beyin hemedanda bulunan baba uryanı ziyareti bunu teyid eder.



Şiir-tasavvuf Tasavvuf döneminin tarîkatlar dönemine yerini bırakacağı H. VI. Yüzyıl öncesinde ise, tasavvufun daha ziyade şiirle ifade edildiği zengin bir dönem göze çarpar. Özellikle Horasan ve İran bölgesinde Fars kültüründe yetişen mutasavvıfların tasavvufî düşünce ve yaşantılarını edebî sanatlarla süsleyerek anlattığı, zengin bir dönem görülmektedir.



Tasavvufun teorik yönünün kayda alındığı ve ilk defa klasiklerin ayrılmaya başlandığı dönem
4./10. asırdır. Bu asrın bir başka özelliği de ilk kez tasavvufun sistematik ve belgelenmiş tarihçeleriyle karşılaşıyoruz. Bu maksatla ilk kez çalışma yapan Ebu Said el Arabidir. Tabakatünnüssak eseri günümüze ulaşmamıştır. Aynı şekilde Ebu Muhammet el huldi tarafında yazılan hikayetül evliya adlı eserin kayıp olduğunu biliyoruz ancak bu eserlerden yapılan alıntılar günümüze gelmiştir.
** Ebu Bekir el kelabazinin eserinin adı; Ettaarruf li Mezhebi ehli Tasavvuf. Özelliği; bu eserde İslam teolojisinin temel unsurlarını bir bir ele almaktadır.
** Hucuvviri; Eseri Keşfül Mahcub dur. Özelliği Kalıp bakımından risaleye benzer.
** Tasavvufun ehli sünnet ve fıkıh kelamıyla uzlaştırılması; Tedricen önce çok sayıda kısa eserler halinde daha sonra da 1099/1102 arasında gazalinin ıhyau ulumiddiniyle olmuştur.



Başlıca tasavvuf kaynakları hangileridir?
1-Haris b esed el muhasibi. Erriaye lil hukukilleh tasavvuf klasikleri arasına girebilecek konumundadır.
2-Hakim tirmizi- hatmül velaya adlı eseri vardır
3-Ebu nasr esserrac: el luma tasavvuf ilminin kaynakları ve çıkışı hakkında bilgi veren ve tasvvuf kavramlarını en geniş biçimde ele alan ilk eserdir dilimize çevrilmiştir.
4-Ebu Bekir kelabazi: ettaarruf adlı eseri vardır. Dilimize çevrilmiştir.
5-Ebu talip el mekki: kutul kulub adlı eseri vardır. Dilimize çevrilmiştir.
6-Abdülkerim kuşeyri: Sünni tasavvufu sistemleştiren bir müellif olarak bilinir. Eseri er-risaledir. Dilimize çevrilmiştir.
7-Ali b Osman el hucviri: eserlerini Farsça olarak yazdı. Keşfül mahcub adlı eseri vardır. Dilimize çevrilmiştir.
8-Muahhmet gaazli: ihyauulumiddin
9-ebu hafs ömer sühreverdi: bağdatta şeyhler şeyhi olan sühreverdi tarikat dönemi tasavvufun kaynaklarından olan avariful maarif in ayazarıdır dilimize çev.
10-muhittin Arabi. Tasavvufi tefekkürün en önemli etms. Vahdeti vucut konusunu sistemleştirmiştir. Füsusul hikem ve el fütühatül mekkiyeye eseridir.
11-Mevlana celaleddin rumi: aşk ve vecd şairirdir. Mesnevisi vardır.

ÜNİTE 9:TASAVVUFUN TEORİK VE AHLAKİ BOYUTU



** Vahideti Vücud anlayışını ilk defa sistematik olarak ele alan Muhyiddin ibnül Arabididir.
**Tasavvufi düşüncede varlık meselesi daha çok Vahdet-i Vücud(Varlığın Birliği) teziyle anlatılmaya çalışılır.
Vahdet-i Vücud; Varlık birdir, o da Hakk’ın vücudundan ibarettir. O’nun dışındaki varlıklar gerçek olmaktan çok, gölge varlıklardır. Diğer varlıklar Hakk’ın sıfat ve isimlerinin tecellileridir. Ve Allah zat olarak diğer varlıklardan münezzehtir.
** Vahdeti Vücud anlayışında Birlik bilgi ve düşüncededir. Vahdeti Vücud anlayışının iyi anlaşılabilmesi için Zat-Sıfat münasebetinin iyi bilinmesi gerekir.
** Vahdeti Vücud anlayışında varlıklar, Allahın Zatının değil, sıfatlarının tecellisidir.
** Tasavvufta ortaya çıkan yeni bilgi kaynağı keşf ve ilham
** ibnül Arabinin Allah ın isimleriyle ilgili görüşü ; Ehli sünnet anlayışında hadis kültürüne göre Allah ın 99 ismi olduğu görüşüne rastlamaktayız. Ancak bu anlayışın teorisyeni muhittin Arabi kurana bakıldığında Allah ın 87 ismi olduğunu söylemektedir. Arabiye göre Allah zatıyla aşkın sıfatları yönüyle aleme içkindir.
** vahdeti vücut anlayışında Allah la varlıklar arasındaki ilişki;Varlıklar Allah ın zatının değil sıfatlarının tecellileridir.
A’yân-ı Sâbite’; Dış alemde var olan eşyanın, Allah’ın ilmindeki hakikatlerine denir. Bir başka ifadeyle bunlar Allah’ın ilminde sabit olan yoklardır. A’yân-ı Sâbite’nin dış aleme nazaran varlığı yoktur. Bu, Hakk’ın hüviyetiyle duyular alemi arasında yer alan bir varlık alanıdır.
İbnü’l-Arabi’ye göre yaratıkların ve eşyanın üç safhası
a- Eşya birbirinden ayırt edilmeksizin ve aralarında bir farklılaşma olmadan, Allah’ın ilminde külli olarak vardır. Buna şuun-ı sâbite veya taayyün-i evvel denilir.
b- Eşya, a’yan-ı sabite halindedir. Birbirinden ayrılmış ve farklılaşmış bir vaziyette Allah’ın ilminde bulunur. Bu safhada varlıklar muşahhas şeyler olup buna taayyün-i sani de derler.
c- Eşya, a’yan-ı hariciye halindedir. Eşya dış alemde tecelli ve zühur etmiştir. Buna taayyün-i harici de derler. Yaratma(Hâlk) bu üç mertebeden ibarettir.
** Arabiye göre varlığın ilk tecelli eseri aklıevvelden meydana gelmiştir,İlk akıl tekdir. Ancak yapısında kesret istidadı bulunduğunu belirterek bu durumu izah etmeye çalışır.
İbnü’l-Arabi’ye göre, varlığın meydana gelişindeki yedili tasnif
Birinci Mertebe: Buna la-taayyün mertebesi de denir. Hakkın vucudu bu mertebede her türlü kayıttan uzaktır. Sırf zat mertebesidir. Ehadiyyet de denir. Bu mertebe vucud tecelliden münezzehtir.
İkinci Mertebe: Taayyün-i Evvel denir. Allah bu mertebede zatını sıfatlarını ve varlıkları toplu olarak bilir. Bu mertebeye ayrıca -vahdet -mutlak vahdet -hakikatı muhammediyye -gibi isimler verilir.o bu mertebede Allah, ismi cami ile isimlendirilmiştir.
Üçüncü Mertebe: Taayyün-i Sani mertebesidir. Bu mertebede Allah zatını sıfatlarını ve bütün mevcutlarını birbirinden ayırarak bütün ayrıntılarıyla bilir. Bu mertebede ilim suretleri ve bu suretler ilahi sıfatların suretleri olduklarından, bunlara ‘’vahidiyyet’’ ayanı sabite’’ ve hakikati insaniye denir
Dördüncü Mertebe: Ruhlar Alemi mertebesidir. bu mertebe zatı ilahinin latifliğini bir derece daha kaybetmesinden ibarettir. Bu mertebede her bir ruh kendini kendi mislini ve kendisini başlangıcı olan hakkı kavramıştır.
Beşinci Mertebe: Misal Âlemi denilir. bu mertebe parçalanma ve ayrılma kabul etmeyen latif mürekkeb eşyadan ibarettir. Ruhlar aleminde bulunan her ferdin cisimler aleminde bürüneceği suret teşekkül edr. Bu mertebeye hayal alemi de denir.
Altıncı Mertebe: Şehadet Âlemi denir. Bu mertebe cisimler alemi olup parçalanmayı ve ayrılmayı kabul eden kesif ve karmaşık eşyadan ibarettir. Bu mertebedeki varlıkları duyu organları ve akıl kolayca algılayabilir.
Yedinci Mertebe: Buraya kadar zikredilen bütün mertebeleri kendinde toplayan “Mertebe-i Camia”dır. İnsanı Kamil mertebesi de denir. Nasılki ismi azam Allah ın bütün isimlerini kendinde toplamışsa insan ı kamilde bütün alemleri toplamıştır.
** yaratılış mertebeleri hazaret-i hamse, (beş ilahi hazret) tenezzülat-ı seb-a (yedi ruhsal iniş) gibi isimlerler isimlendirilmiştir.
** Mutasavvıflar eşyanın his ve aklımıza nispetle görülen varlığa Gölge varlık demişler ki, vehmi ve hayali varlık demektir.
Bilgi nazariyesi: İnsanlık düşünce tarihinde hep üzerinde fikir imâl edilen konuların başında gelen bu hususta, mutasavvıflar kendi paradigmalarına uygun olarak görüşler ileri sürmüşlerdir. Buna da “marifet” adını vermişlerdir. Bilginin kaynağı konusunda da daha çok akıl yerine kalp merkezli bir anlayış benimsemişlerdir. Marifetinde eşyayı ve kendini tanımanın yanında bilginin sujesi olarak, Allah’ı hedeflemişlerdir. Yani insanın hedefi kendinden başlayarak, Allah’ı tanımak ve bilmektir. Netice de sufîlere göre asıl hedef kulluk olmaktadır.Tasavvufta bilgi, daha doğrusu marifet konusu, varlık konusuyla yakından ilgilidir.Çünkü varlık, marifet sayesinde bilinmektedir, insanın Allahı bilmesi,kendisinde bulunan ilahi nefha ruh sayesindedir.
Sûfîlere göre Kalp , bilginin kaynağının akıl değil de, kalp olduğuna inanır ve onun, aynı zamanda ilâhî aşk ve tecellî’nin merkezi olduğunu kabullenirler. Kalpten kasıt da, bildiğimiz et parçası değil, tam tersine insanın kendisiyle gerçek varlığı, Allah’ı tanıdığı, Hakk’ın kuluna orada tecellî ettiği, kulun Rabbini kendisiyle sevdiği, maddeden uzak rabbânî bir latîfedir. Başka bir ifadeyle kalp, insanda “zevke dayalı idrakin” merkezi olan bir mekanizmadır.
Sûfîlere göre marifet ile ilim arasında belli bir ayırım yaparlar. Sûfî deyişle marifetullah aklın sahası dışında kalan ve Allah’a, O’nun sevgisine, O’nunla irtibata geçme ve daha benzeri gerçekler karşısındaki tutumlarını tayin etmede bu ayırımın derin bir tesiri olmuştur. Hatta tasavvuf tarihinde öyle bir devir yaşanmıştır ki, sûfîler marifeti sülûkün en büyük hedefi olarak görmüşlerdir. Şayet tasavvufî hayatın “Allah ile bir irtibatı amaçladığı” ifade edilse, genel olarak sûfîlere göre, muhabbetullah yoluyla elde edilen marifetullah, veya marifetullah yoluyla elde edilen muhabbetullah olmadan bu irtibatın hiçbir manası yoktur.
Sûfiyye tabakasına göre Allah, irfan yoluyla tanınabilen bir hakîkattır; hatta onlara göre, mutlak anlamda bir hakîkattır ve Hak adına idrak edilen her şey O’na bir işarettir. Mutasavvıfların teorik planda ele aldıkları hususlardan biri de, İnsan-ı Kâmil konusudur. Bu da, sûfîlerin marifet nazariyesine uygun olarak, inansın ilâhî isim ve sıfatları kısmen kendinde gerçekleştirmesidir. Sufî düşüncede insanın yeryüzünün halifesi olması gerçeği de, bu isimlere yatkınlığı ve gerçekleştirme imkanından kaynaklanmaktadır. Ve insan potansiyel olarak kendinde nefha-i ilâhî taşımaktadır.
Sûfîlere göre nübüvvet ve velâyet konusunda farklı düşünmektedirler. Özellikle velâyet mutasavvıfların üzerinde durdukları temel konulardan biridir. Hakîm Tirmîzî’den başlayarak İbnü’l-Arabî’de zirveye ulaşan “Hatmü’l- Velâye” anlayışı, üzerinde en çok tartışılan konulardan biridir. Tirmîzî’nin başlattığı bu anlayış giderek benimsenmiş ve İbnü’l-Arabî tarafından daha da sistemli hâle getirilmiştir. İbnü’l-Arabî, hatm-i velâyet meselesini izah ederken, nebî ile velî arasındaki ilişkiye de temas etmiş, bu konuda şimşekleri üzerine çeken ilginç fikirler ortaya atmıştır. Ona göre nebîlik son bulmuştur, velîlik ise devam etmektedir. Çünkü Allah’ın isimlerinden biri de “Velî”dir.
İnsanı Kamil: Tasavvufta eğitimin, seyrü sülükun konusu insandır. Allahın yeryüzündeki halifesi ve ahseni takvim sırrına mazhardır. İnsanın Allahın halifesi olması, Allahın sıfatlarından bazı tecelliler taşıması sebebiyle insanı kamil denir.
**Hallacı Mansur Allah Ademi kendi suretinde yarattı, rivayetinden yola çıkarak, Allahın kendi nefsinde, kendisi için tecelli ettiğini söylemiştir, İbnül Arabide bu insanı kamil düşüncesine zemin hazırlamıştır.Daha sonrada bu fikri daha anlaşılır ve geniş bir şekilde Abdülkerim el–Cili ele almıştır.
Mutasavvıflara göre insanı kamil in temel nitelikleriinsanı kamil Allah ın bütün isimlerini bilen tek varlıktır. Yine o maddi ve manevi bütün kemal mertebelerini kapsar. İnsanı kamil hz Muhammet dir. İnsansı kamil varlığın ve hilkatin gayesidir. Eğer insanı kamil olmasaydı Allah bilinemezdi. İnsan alemin yaratılış sebebidir, o alemdeki varlıklar içerisinde en mütekamil olanıdır. Maddi yapısı itibariyle alemdeki mevcut her unsurlardan bir numuneye sahiptir. Bu özelliğinden dolayıdır ki Alemi Suğra Küçük alem denir.insanın ruhu Nefhi ilahi, yani hakkın kendi ruhundan üflemesi ile sonradan yaratılmıştır..
Nefsi Emare; insanın maddi yapısından kaynaklanan nefisdir, daima dünyaya, süfliliklere, nihayet esfeli safiline meylederken, ilahi menşeli olan ruhi yönü ise kendi aslına yani Allaha kavuşma arzusundadır.
Tevhit; Kelam ilminin ilahi boyutu tevhit ile ilgilidir.Ehlisünnet kelamcıları ve sufiler tevhide konuyu nasların ışığında ve akli isdidlal yönüyle izaha çalışmışlardır. Sufiler ise faklı bir yol takip ederek tevhide akıl yoluyla değil sezgi gücüyle ulaşılacağını kabul etmişlerdir.
Cüneyd bağdadi ye göre sufilerin tevhit anlayışı; Kadim olanı hadis olandan ayırd etmek vatandan çıkmak (kendisine herhangi bir makam izafe ermemek) nefsin arzu ettiği şeylerden alakayı kesmek malumu ve meçhulu terk etmek bunların hepsinin yerine hak tealayı ikame etmek.
Sufiler tevhidin bir tarifinin yapılamayacağını söylerler ve tevhitten şu üç manayı çıkarırlar.
1-Allahın kendi birliğini bilmesi ve bildirmesi
2- Allah ın insan da onun birliğini idrak etme gücünü yaratması
3- insanın Allah ın bir olduğunu ve bu husustaki hükmü bilmesi
Sufilerin Tevhit anlayışı
1- avamın tevhidi: bu eserin müessire sanat eserinin sanatçıya dalalet etmesi prensibinden hareketle istidlal yoluyla kainatında bir halıkının bulunduğuna hükmetmekten ibarettir. Buna tevhidi imani tevhidi ilmi de denir. Bu tevhit anlayışı ancak sahibini şirkten kurtarır ve İslam mertebesine ulaştırır. Bu sayede ona Müslüman muamelesi yapılır bu tevhidin en alt derecesidir.
2- havasın tevhidi: bu sebepleri bir taraf atarak alemde cereyan eden iyi ve kötü faydalı ve Zaralı her şeyde haktan başka bir şey görmemektir. Bu tevhide uylaşan tevekküle sarılır ve halka şikayette bulunmaz. Bu tevhit anlayışa sahip olan kimse gizli şirk tehlikesinden kurtulur. Hakkın zat ve sıfatında fani olur ve onun gözünde hakkın dışında her şey yok olur buna da tevhidi hali denir
3- havassul havassın tevhidi: bu tevhit cenabı hakkın her an ferdaniyet ve vahdaniyet sıfatıyla muttasıf olduğunu gerçekte hakkın dışında hiçbir şeyin bulunmadığını zevken bilmektir. bu arifleri ve sıdıkların tevhididir. Buna da tevhidi ilahi demişlerdir.
Mutasavvıflar tevhit hakkında şöyle bir derecelendirme yapmışlar
1- kusudi tevhit (vahdet i kusud) kulun kendi iradesini bırakıp Allah ın isteklerine tabi olmasıdır. İlk zahitlerin tevhit anlayışı budur. La maksude illallah la matlube illallah la marude illallah tan bu kasdedilir.
2- şuhudi tevhit (vahdet i Şuhut) kulun her şeyde Allah ı müşahede etmesidir. Güneş doğunca yıldızların kaybolması gibi. Bu müşahede konumuna ulaşan kimsenin gözü hiçbir şeyi görmez. Bu hale fena fişşuhud da denir. İmam rabbani bunu tevhidin en üst derecesi kabul etmiştir.
3- vücudu tevhit (vahdeti vucut) Allahtan başka hiçbir varlık yoktur anlayışındaki tevhittir. Şuhudi tevhit mertebesinden daha üst seviyededir. Bu mertebedeki kul Allah tan başka her şeyi kendisi dahil yok bilir. La mevcuda illallah la ifade edilir.
** Sufiler avamın tevhidi konusunda, anlayışında kelamcılarla birleşir.
Nübüvvet
Hâkim Tirmize göre nübüvvet:Perdenin kaldırılması ve gaybın sırlarına vakıf olarak Allahı bilme, Allahın nuruyla örtülü bulunan eşyanın mahiyetine basiret gözüyle nüfuz etme şeklinde izah etmiştir.
Fergani felsefi açıdan nübüvveti nasıl tanımlar;Nebi Allahın zatından sıfatlarından isimlerinden hükümlerinden ve muratlarından haber veren kimsedir.
** Şufilere göre Hz Muhammedin bir hakikatı bir de zahiri varlığı söz konusudur. Ferganinin Ruhul Azam dediği şeye İbnül Arabi hakikatı muhammediyye ve nur u muhammediyye gibi isimler vermiştir. İbnül Arabi fusus hikeminde tamamen bu konuyu işlemiştir.
Hakikatı muhammediyyeyi benimseyenler;Hz adem den Hz Peygambere kadar gelen her peygamber hakikatı muhammediyyenin nübüvvetinin bir görüntüsü diye kabul etmişlerdir
Velayet
Kelime olarak dost anlamına gelen veli çoğulu evliya, iki anlama gelmektedir. 1-işlerini Allah Tealanın gördüğü, kendine bırakmadığı kimse anlamında, 2- Allaha karşı ibadet ve taatını yerine getiren kimse
Veliliğin alametleri; bazı mutasavvıflara göre veliliğin dört alameti vardır bunlar;1- kendisi ile rabbi arasındaki sırları muhafaza etmesi,2- kerameti koruyup onu riya vesilesi yapmaması, 3-Allahın yaratıklarının eziyetlerine katlanıp onlara yük olmamamsı, 4-Allahın kullarını huy ve meşreplerine göre idare etmesi.nebiler masum veliler ise mahfuzdur.
** Veliler istikballe ilgilenmez yaşadığı anı değerlendirir. Bu yüzden onlara ibnül vakt denmiştir.
Hatmül Velaye; İlk zamanlarda Ehl-i Sünnet kelamcılarından farklı düşünmeyen sufiler, Hakim Tirmizi ile birlikte meseleye değişik bir açıdan yaklaşmaya başlamışlardır. Zamanla sufiler, alemi velilerden oluşan bir manevi hiyerarşinin yönettiğini kabul etmeye başlamışlardır. Bu konu tasavvuf literatüründe “Hatmü’l-Velaye”adıyla tartışılmaya başlanmıştır.Hakîm Tirmîzî’den başlayarak İbnü’l-Arabî’de zirveye ulaşan “Hatmü’l-Velâye” anlayışı, üzerinde en çok tartışılan konulardan biridir. hatmül velayenin tartışılmasının nedeni, ilk dönemlerde ehlisünnet kelamcılarından farklı düşünmeyen sufiler âlemi velilerden oluşan bir hiyarerşinin yönettiğini kabul etmişlerdir buna da hatmül velaye denmiştir. Nasılki hatemül enbiya varsa hatmül velaye de vardır demişlerdir.
İbnül Arabiye göre hatmül velaye ; nebi ile veli arasındaki ilişkiye temas etmiştir. Ona göre nebilik son bulmuş ama velilik son bulmamıştır. Hz peygamberin nebiliği bitmiştir. Fakat velilik bitmemiştir.İbnül Arabinin hatmül velaye konusunu Abdul Kerim em-Cilli nebi veliden üstündür demiştir. İbn teymiyye de arabiyi bu görüşünden dolayı küfürle tenkit etmiştir.
Keramet ; Kelime olarak kerem ihsan lütuf gibi anlamlar taşır. Terim olarak Salih müminlerde meydana gelen harikulede olaylara denir. Peygamberde zuhur ederse mucize. Fasık yada kafirde zuhur ederse istidrac denir.
** Mutezile Kerameti kabul etmezler, çünkü keramet sahibine peygamberlik izafe edileceğinden reddetmişlerdir.
** Sufiler kerameti kabul ederken Kuranda geçen Hz Süleymanın veziri asaf b behriyyanın saba melikesi belkısın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getirmesi hadisesi ve hz Meryem in mabede girişinde Hak Teala tarafından rızık konulması delil gösterilir.
** Mutasavvıflar kevnî kerâmetler denilen menkıbelere konu olan olaylardan uzak kalmaya çalışmışlar, “en büyük kerâmet, istikâmettir” diyerek noktayı koymuşlardır.
mucize ve keramet arasındaki fark;mucize sahibi şeriatta tasarrufta bulunduğu halde keramet sahibi tabi olduğu nebinin şeriatına teslim olmak zorundadır.
keramet kaç türlüdür?
1-Kevni keramet. Deniz de yürümek, uçmak vs (tayy-i mekan) gibi kerametler böyledir.
2- ilmi keramet ilim irfanla ahlakla ilgili keramettir. Asıl keramet budur. . Müritlerin hallerini müsbet yönde geliştirmek, ilmi ve irfanıyla başkasına tesir etmek, kendisinin ve başkalarının kötü huylarını gidermek bu tür kerametlerdendir.
Sufiler keramet konusunda hangi hususlara şu konulara dikkat çekmişlerdir
1- kerameti gizlemek esastır. Kerameti izhar etmeyi hayz ı rical erkelerin hayzı olarak nitelemişlerdir. Kerameti gizlemeye Melamiler daha çok özen göstermişlerdir.
2-keramet velinin gayesi olmamalıdır. Ebu ali cürcani şöyle demiştir. İstikamet sahibi ol keramet sahibi olma. Çünkü nefsin kerameti istemekte bunun için harekete geçmektedir. Halbuki Allah senden istikameti istemektedir.
3-Keramete değil şeraite uymak esastır. Beyazıd bistami denizde yürümeyi balıkların daha iyi yaptığını tayı mekan eylemeyi de şeytanın daha iyi yaptığını söyler.
4-Keramet velinin maksada ulaşmasında bir perde olabilir.
Ahlaka dair kavramlar ; sıdk, ihlas, sabır, tevekkül, rıza,, fakr, züht, kanaat, istikamet, şükür
1-Sıdk; Doğruluk, gerçeklik ve kalp temizliği gibi anlamlar ifade eder.söz fiil ve davranışlardaki tutarlılık iç ve dışın birbirine uygunluğudur.
** Gazaliye göre sıdk; hem lisanda hem de niyet ve iradede hem de azim ve amelde olmalıdır. Bunlardan niyet ve iradedeki sıdkın adı ihlastır.
2-İhlas;Eylem ve ibadetleri yalnız Allah a özgü kılmak başka düşüncelerden temizlemek demektir. İhlas, tevhid inancının özü olduğundan, bunu anlatan sureyede ihlas suresi denmiştir.
**Sehl b. Abdullah Tüsteriye göre;insanlara en ağır gelen amel diye tanımlamıştır. Zorluğunun sebebi de nefse ait bir pay tanımamasıdır.
**Cüneyd bağdadi de;İhlâs kul ile Allah arasında bir sırdır demiştir.
**Haris el Muhasibinin Erriaye lil Hukukillah adlı eseri riya ve ihlas hakkında yazılan en eski eser
3-Sabır ; Sabır imanın yarısıdır, 2 yerde olur
a-Kulun iradi fillerinde, emredilenlere uymada sabır nehyedilenlere sakınmada sabır olmak üzere 2 ye ayrılır.
b- kulun iradesi dışında kalan belalarda
4-Tevekkül ;Vekalet kökünden türemiştir. İşini birine havale etme, işini gördürmek için birini vekil kılmak demek olan tevekkül kalbin vekile güvenip bağlanması anlamına gelir.Genel ve umumi ifadesiyle tevekkül, hareketlerini tabi ilahi kanunlara uydurduktan sonra Allah a dayanıp güvenmektir.
Gazali tevekkülü bilgi hal ve fiil olarak üç boyutta inceler. Tevekkülün bilgi boyutu, teslimiyet ve tevekkül, fiil da tabi şartların gerektirdiği eylemdir.
Tevekkül 3 derecede gerçekleşir
1-Kulun kendi vekiline karşı itimadı gibi Allah a güvenmesi.
2-Kulun annesinden başkasını tanımayan çocuk gibi sadece Allah a yönelmesi
3-Kulun kendini rüzgâr önündeki yaprak gibi Allah a teslim etmesi
Tevekkülü; tevekkül, teslim, ve tefviz diye üçe ayıranlar da vardır. Tevekkül Allahın vadine güvenmek, teslim onun bilgisiyle yetinmek ona teslim olmak, tefviz de hakkın hükmüne razı olmaktır.



5-Rıza ;Hoşnutluk beğenmek izin müsaade ve boyun eğmek manasına gelir.tasavvuf makamının en üstüdür. Rıza iki boyutludur. 1- kulun Allah tan razı olması 2-Allah ın kuldan razı olması
İnsanı rızaya alıştırıp hazırlayan 2 yol vardır
1- dünyalık istifademiz için mesela tedavi olmak için ilacın acılığına ameliyatın zorluğuna nasıl katlanıyorsak kendimizi kazaya rızaya da gelecekteki istifade için alıştırabiliriz.
2- sevgilinin rızasını alıp gönlünü hoş etmek için onun istediği güçlüklere isteyerek göğüs germek.
Rıza her konuda kaderin akışına teslim olmak
6-Fakr: ihtiyaç duyulan şeyin yokluğu demektir. Tasavvufta kulun kendinde bir varlık görmemesi her şeyi hakka irca etmesi şahsının amelinin halinin ve makamının Allah ın lütfu olduğunu kabul etmesidir.
Fakir derviş demektir. Bu itibarla fakirliği kaça ayırabiliriz?
Suret fakirliği: maddi anlamda fakirlik.
Manevi fakirlik: beşeri sıfatlardan sıyrılıp (fena-yı sıfat) kendini bir şeye malik görmemektir.
8-Züht ; Allahtan başka her şeyi gönülden çıkarmak değer vermemektir. Ne varlığa sevinmek ne de yokluğa üzülmektir.Aslında züht haz ve lezzet veren şeyleri büsbütün terk etmek değildir. Azaltmak ve içine dalmamaktır.
9-Kanaat; elde olanla yetinmek kanattır.
10-İstikamet ;Düzgün doğru hareket etmektir. Bir şeyin hakkını yapmak demektir. Peygamber hud suresi beni ihtiyarlattıyı demiştir.İstikamet sadece peygamber tarafından gerçekleştirilebilen bir makamdır.
11-Şükür; dil kalp ve beden olmak üzere 3 kısımdır.
Hamd le şükür ayrı şeylerdir. Hamd övmektir. Şükürden daha umumi bir mana ifade eder. Ayrıca her nimetin şükrü kendi cinsiyle olur.
ÜNİTE 10 TASAVVUFUN KURUMSAL BOYUTU



Kadiriye; Günümüze ulaşan en eski tasavvuf ekolü ve en çok müntesibe sahip, en yaygın tasavvuf ekolü Kadiriyyedir.Abdulkadir Geylaninin ismine izafeten bu adı almıştır. Geylani Hanbeli mezhebindendir fakat bazı kaynaklara göre Hanbeli ve şafi mezhebine göre fetva vermektedir.
** Kadirilik Hevvariyye ekolünün bir kolu olarak kabul edilir
** Abdulkadir geylani tasavvufla ilgili eğitimi ribatında, ilmi tedrisatı ise medrese de yapmıştır. O suni tasavvufun sıkı bir takipçisidir. Onda zahir batın çekişmesi yoktur.
** İslami yayma çalışmalarını sistematik hale ekollerin başında kadiryye gelir. Örneğin kadiriler afrikada misyonerlerin önünü kesmekle kalmamış, İslami bölgenin hakim dini haline getirmiştir.
** Anadoluya dışarıdan gelen tasavvuf ekollerinden biri olan kadiriyye ilk 15. asrın ortalarında Eşrefoğlu rumi vasıtasıyla Osmanlı Anadolusuna girmiştir
** Kadirilik Eşrefi ve Rumi kolları aracılığıyla 15.asırda Anadoluya, 17.asırda ise İstanbula girebilmiştir. Kadirilikten kendi adlarıyla kol ayıran iki Türk Mutasavvıfı Eşrefoğlu rumi ile İsmail rumi tasvvuf ekolü çevrelerince Pir-i sani olarak kabul edilir.
Kadirilik Tanzimat sonrası da şekillenen siyasi hayatın daha çok içinde yer almaya başlamış, ve tasavvuf ekollerine yeni bir düzen vererek, bunları merkezi otorite denetimine sokmayı amaçlayan meclisi meşayih üzerinde etkili olmuştur.
Kadirilik İstanbul tasavvuf folklorunda halk arasında meşhur olan erbeın helvasıdır. Bu helva tarihi boyunca etvar ı sebayı temsil eden yedi derviş tarafından tevhidi şerif okunarak pişirilmiş saraya tekkelere fakir fukaraya dağıtılmıştır.
Kunta Kadirileri; Batı afrikada Kadiriliğin yayılmasını sağlamışlardır. Kunta Kadirileri seyyid Ahmet el bekkaiye nisbet edilmektedir.
Kadirilikte tasavvufa giriş şartları; tevbe, züht, tevekkül, kanat, uzlet, zikir, teveccüh, sabır, murakebe ve rızadır.
Kadiriliğin zikir usulu; cehri ve kıyam tarzı zikir usulünü benimser Ayrıca dalga tevhidi ve demdeme gibi zikir tarzları da vardır. Kadirilikte dervişlerin bir yere toplanması cem mertebesine işarettir. Bu aynı zamanda fenayı külli makamıdır. La ilahe illallah esmasını okuyarak dağılmak cem ül cem makamına işarettir.
Kadirilikte tasavvuf içi mertebeler müritlik, çavuşluk, nakiplik, ve halifelik.
** Eşrefiye de rastlanmasa da kadiri dervişlerin saç salıvermeleri adettir.Musiki önemlidir.



Yeseviyye ; Bilinen ilk Türk tarikatıdır.Yeseviyye tasavvuf ekolünün pir Ahmeti Yesevi Piri Trükistanı, hace i Türkistan, hazreti sultan, sultanul evliya, evliyalar serveri isimleri ile anılır.
** Ahmet yesevinin türbesini vefatınfan yaklaşık 1,5 asır sonra Timur yaptırmıştır. Türbenin bulunduğu camiye cami-i hazrat, bu caminin bulunduğu Türkistan şehrine de hazreti Türkistan ya da hazrat denir.
** Ahmet yesevinin Türk dünyasına kalıcı etkisi yetiştirdiği ve Türk dünyasının dört bir tarafına gönderdiği halifeler ile olmuştur.
** Yesevilik Kuran ve sünnet, tasavvuf ve horasan Melamiliği olmak üzere üç temele dayanır
** Yesevilik cehri zikir uygulamasını süluk metodu olarak kabul eder
Zikri Erre;zikir esnasında ses boğazdan hızar ve bıçkı sesi gibi çıktığından, buna zikri erre denir.Zikri minşari, bıçkı zikri gibi isimler verilmiştir. Yeseviliğin zikri cehri zikri eredir.
** Yesevilik zikir halkasında kadın ve erkekler göçebe yaşamalarından dolayı bir arada bulunur
Yeseviliğin esasları;
1-Tevhidi esas alan tasavvuf anlayışı,
2-Kuran ve hz peyg sünnetine bağlılık,
3-İslamın esaslarına dayanması,
4-Riyazet ve mücahade,
5-Halvet ve zikirdir.
Yeseviyye tasavvuf ekolünün altı ahkamı; Marifeti Hakk, Sehaveti mutlak, sıdkı muhakkak, yakini mustağrak, tevekkülü rızkı, muallak, tefekküri müdekkak.
Yeseviliğin mürşitlik makamı; ilmi dini yakın, Hilmi mübini metin, sabrı cemil, rızayı celil, ihlası Halil, kurbı cezil
Yeseviliğin çıktığı ve yayıldığı bölgeler; önce seyhun ve Taşkent civarında yayıldı. Sonra harazm tarafına yayıldı. Maveraünnehirde yayılmıştır. Horasan azerbaycan Anadolu. Nakşibendîliğin ortaya çıkmasına kadar türk memleketlerinde genellikle hüküm sürmüştür.
** Kırgız- kazak bölgesinde Ahmet yesevinin etkisi hiç eksilmedi.
** Yesevilik Kendisinden sonra gelen tasavvuf ekollerinin içinde erimiştir. Yesevilik; Bektaşilik ve Nakşibendilik olmak üzere bir çok ekolü etkilemiş.



Çiştilik
Çiştilik; muınuddin hasan b seyyid gıyaseddin essiczi el çiştiye nisbet edilen Hindistan ın ilk ve en büyük ekolüdür.
çiştilik Bölümleri; 1-Büyük mürşitler dönemi, 2-Taşra hankahları dönemi, 3- sabiriyye kolunun doğuşu, 4-nizamiye kolunun ortaya çıkışı.
Çiştiliğin tasavvuf ekolü olarak etkinliğini artırdığı yerler ; hint kıtası, Malezya, Endonezya, Hindistan ve pakistanda ahalinin İslamlaşmasında önemli bir yere sahiptir.
** Çiştilik vahdeti vucut anlayışa sahiptir.
Çiştiliğin eserleri ;Mürşit Sabahattin Essühreverdinin Avarifül maarif ve Hücvirinin Keşful mahcubu tasavvuf ekolünün temel konuları arasındadır.
** Kişinin Allahtan uzaklaşmasına yol açabileceği kaygısıyla özel mülkiyet hor görülür. Şiddetten uzak durmaya ve dostluğa önem verir. Öç almak hayvanlara mahsustur.
Çiştilik te çiştiler irşatta kaç şeye önem verir; deniz gibi cömertlik, güneş gibi tatlılık, toprak gibi alçakgönüllülük.
Çiştilikte kaç çeşit muhabbet vardır?; 3 çeşittir
1. islama yeni giren kimsensin Allaha karşı geliştirdiği sevgiyi ifade eden muhabbeti İslami
2. hz peygamberin izindfen gitmesiyle ilgili muhabbeti muhıbi,
3.varoluş heyacanının sonucu olarak ortaya çıkan muhabbeti has sufinin asıl geliştirmesi gereken sevgi budur.
Çiştiliğin adab ve erkanları ;cehri ve hafi zikir uygulandığı tasavvuf ekolünde murakabe, çile ve sema adab ve erkan arasındadır.
Çiştiliğin temel eserleri ;abd dihlevinin çişti mürşitleriyle ilşkileri ve kavlül cemil, el intibah fi selasili evliyaillah adlı eserler.
Çiştiliğin yazılı kaynakları;Sohbetler, mektubat, tasavvufla ilgili temel eserler, ve menakıpnameler.



Mevlevilik
Mevlevi kelimesinin menşei ile ilgili görüşler birbirine yanaşma dostluk ve birlik kurma akrabalık anlamına gelen tevalla dan türediği ya da mevlanaya nisbeti ifade etmekle beraber kurandaki nereye dönersen Allahın likasını görürsün anlamında olan tevellu kelimesiyle ilgili olduğu ileri sürülmüştür.
** mevlananın şemsle buluşması kendisi için bir dönüm noktasıdır. Şemsten sonra da Selahattin zerkup ve Hüsamettin çelebi onun hayatında önemlidir.
** Mevlana mesneviyi çelebi Hüsamettin isteğiyle yazmıştır. Yerinede Çelebi Hüsamettini halife bırakmıştır.
** Mevlananın diğer eserleri; fihi ma fih, divan ı kebir, mevazüs seba, mektubat.
** Mevleviliğin teşkilatlanması çelebi Hüsamettin in vefatından sonra mevlananın oğlu sultan veled dönemindedir.
** Anadolu da sultaniye, Kütahya, karaman, tokat da mevlavi dergâhları açıldı.
** Mevlana kübrevilikle vahdeti vucut düşüncesini birleştirerek farklı bir ekol oluşturmuştur
Mevleviliğin temel esasları;Allaha iman, ilahi muhabbet, peygaber yolunda olmak, bütün varlığını Allahın zikrine vermek, kalbi temiz tutmak, Allah yolunda hizmet, ilim fazilet zarafet nezaket.
** Mevlevilikte cehri zikir şekli olan sema vardır.
Mevleviliğin kuruluş sürecindeki en önemli yapıtaşları; Çelebiliktir. Mevlevi tekkelerinde şeyh tayin etme yetkisi çelebilere aittir. Çelebilik ulu arif çelebiyle meydana gelmiştir.
Mevleviliğe ilgi duyan Osmanlı padişahları ; 2. selim, 3. murat, 3. Ahmet, 3. selim, 4. Mehmet Reşat, Abdülaziz.
** Mevlevi tekkeleri şiir, musiki,hat, ebru alanlarında eğitim vermişlerdir.
** Mevlevilik mısır, Suriye, ırak, Azerbaycan Avrupa içlerinde tekke açmıştır.



Nakşibendilik
Nakşibendîlik; Bahaettin Muhammet nakşibende nisbetle bu adı aldı. İlk halife Hz Ebu bekire dayanır. Sıddıkiyye, tayfuriyye, haceganiyye ahrariyye, kasaniyye. Halidiyye.Bugünün en yaygın akımı Nakşibendidir.
Nakşibendiliğin etkili olduğu yerler; buharadan başlayarak Afganistan, Pakistan, Hindistan, Endonezya, çin, Suriye, Rumeli, Türkiye, Filistin,Lübnan, Arabistan, yemen, mısır.
Nakşiliğin temelindeki üç unsur; zikir, sünnet’e ittiba ve rabıta.
Nakşilikte tasavvuf eğitiminin bel kemiği ; mürşit- mürit ilişkisi.
Letaifi hamse ; kalb, ruh, sır, hafi, ahfa.
** Nakşiler imam rabbaniye kadar vahdeti vucut anlayışını benimsediler. İmama rabbaniyle beraber önemli bir kısım vahdeti Şuhutçu oldu






Nakşibendiliğin Abdulkadir Gucdevani tarafından belirlenen esasları:
1-Huş der dem;Sufinin nefesini her alıp verdiğinde Allahtan gafil olmaması, kendini Allanın huzurunda hissetmesi ve bu şekilde bir uygulama ile her zaman Hakla uyanık kalması halidir.
2-Nazar ber kadem; Gezip dolaştığı yerlerde bakışını yani dikkatini ayağına yani kendine yöneltmesidir.
3-Sefer er vatan; Sufinin, kötü sıfatlarını ve kabul görmeyen davranışlarını terk edip, övülen sıfatlara ve rıza gösterilen ahlaka yönelmesi suretiyle, süfliden ulvi olana doğru yükselerek manevi bir yolculuk yapmasıdır.
4-Halvet der encümen;Sufinin dıştan toplum arasında iken iç aleminde tefekküri olarak Cenabı Hakla olması ve daima niyaz,tazarru,huzur halinde bulunmasıdır.
5-Yad kert,; Sufi uyanık olarak, her zaman diliyle veya kalbiyle zikredip la ilahe illallah Muhammedün Rasullullah diyerek her iki yolla dil-kalp sırrı tahkiki elde temesidir.
6-Baz geşt; Zikir esnasında la ilahe derken Allahtan gayri düşünceleri gönülden silmesi
7-Nigah daşt;Sufinin murakabe ve teveccüh halinde zikir yaparken, hakkın dışındaki her şeyi kalbinden silmesidir.
8-Yad daşt; Sufinin tam bir zevk ve Biri mülahaza ile huzuru maal hakk muamelesine erişip, ancak düşünce planında da muameleyi muhafaza etmesidir.
9-Vukufi zamani; Sufinin kendi halini bilmesi ve o andaki durumu şükrü mü gerektirir yahut özrümü gerektirir gibi sorularla muhasebesini yapmasıdır.
10-Vukufi adedi;Sufinin kelimeyi tayyibeyi (la ilahe illalah) üç,beş,yedi gibi tekil sayılardan yirmi bire kadar tekrarı esnasında, maksadın ne zaman hasıl olacağına vakıf olmasıdır.
11-Vukufi kalbi;Sufinin, bütün masivanın izlerinden kalbini temizleyip, ihlaslı bir şekilde Allaha yönelmesi ve Allahtan başka her şeyi yok sayıp, Mutlak varlıkı kalbinde müşahede etmesidir.



Halvetilik
Halvetilik ; Ebu Abdullah siracüddin ömer b ekmeleddin el gılani el lahici ye nisbet edilen Halvetilik, bu zatın halveti çok sevip bir çok kez halvete girmesinden dolayı bu adı almıştır.Halvetilik Yahya Şirvaniden sonra ruşaniyye dede ömer ruşani, cemaliyye mürşit Mehmet çelebi, ahmediyye Ahmet şemseddin, şemsiye Şemsettin Ahmet sivasi gibi kollara ayrılmıştır.Türkler kurucusundan itibaren devam ettirmiştir. Osmanlı padişahlarının 21 i halveti ekolüne bağlıdır. Safaviliğin silsilesiyle birleşir.
Halvetiliğin özellikleri ; bir çok şube ve kolu vardır. Ehli beyt sevgisi en karaktersitik özelliğidir. Vahdeti vucut en çok Halvetilikte işlenmiştir. Nefsin 7 mertebesine göre terbiye geçerlidir. Bu yedi mertebeye karşılık zikir için Allah ın 7 esması tesbit edilmiştir. La laheillallah, Allah, hu, el hakk, el hay, el kayyum, el kahhardır. Yahya şirvaninin virdüssettarı önemlidir. Rüyalar önemlidir.



Bektaşilik
15. asırda Anadoluda hacı Bektaşi veli ananeleri tarafından ortaya çıktı.
Hacı Bektaşi Velinin eserleri; vilayaetname kitabul fevaid, makalat,fatiha suresi tefsiri, hacı bektaş ın şathiyesi hacı bektaş ın nasihatları
Bektaşilikte ahilikle bağlantılı olan tasavvufa girme şartları nelerdir; Eşik öpme, kuşak bağlama, aynı kaseden şerbet içme, kıyafetle ilgili teferruat, ayinlerde okunan tercümeler.
** Bektaşinin evlenip evlenmediği konusundan dolayı Bektaşilik çelebiler ve babagan kolları diye 2 ye ayrılmasına sebep olmuştur.
Sarı Saltuk; Bektaşın halifesidir henüz Türk ordularının ulaşmadığı bir dönemde Rumeli topraklarına islamın sesini duyurmak için göndermiştir.
Bektaşiliğin 3 devresi
1-ilk devreden sonra balim sultan ile 16. asırdan başlayan tasavvuf ekolünün dev tarafından yasaklandığı
2. dönem ve 3. önemli safha ise 1826 dan başlayan bütün tekkelerin kapatıldığı 1925 e kadar olan dönemdir.
** Bektaşi müritlerine günlük mevıza dinlemekten başka vird verilmez.Bektaşiliğin adab ve erkanını Balim sultan düzenlemiştir. Diğer tasavvufi düşüncelerdeki seyri suluk Bektaşilerde yoktur.
Bektaşi ayinleri;İkrar ayini bu ayinle tasavvufa girenler tanıtılır. Muharrem matemi, baş okutma, düşkünlük, ve nefes söylenmesidir.Bektaşilerde bestelenmiş şiirlere nefes bestelenmeyenlere ise nutuk denir. Ayini şerifler Mevlevi mukabelelerinde ilahiler bütün tasdavvuf müğesseselerinde nefesler ise sadece Bektaşilerde okunur.
** Bektaşilik 1826 Osmanlılar zamanında yasaklandı,fakat 1839 da tekrar serbest oldu.



Cerrahiye
Cerrahiye; Nureddin el Cerrahiye Nisbet edilen halveti Ahmediyyeye bağlı Ramazanilik şubesinin bir alt koludur.
Cerrahiyyenin esasları;
1-Adab; a-Diz üstü oturmak b-Sır saklamak c-Mürşid huzurunda az konuşmak d-Mürşidi nazardan çıkarmak e-Mürşid ne verirse kabul etmek f-Mahlukata hor bakmamak
2-Ahkam; Meveddet, Sehavet, Yakin, Sabır, Tevekkül, Tefekkür
3-Bina; Tevbe, Teslim, Zühd, Kanaat, Takva
4-Ahbab; İhsan, Zikir, Terk, Havf,Reca
cerrahilikte okunan şeyler nelerdir?; Halvetilkerde okunan seyyid Yahya şirvaninin virdi settarının yanı sıra Nurettin cerrahinin tertip ettiği sabah ve akşam virtleri okunur.hafta devriyesi denilen ve haftanın belirli günlerinde belli esmaları okumak usulü sadece cerrahiliğe mahsustur. Seyri suluk yine bu ekolde 28 esma ile gerçekleştirilir.
Cerrahiliğin adab ve erkanları Nurettin cerrahinin mürşidi dervişan adlı risalesinde anlatılır.
Biat Gülbangi; cerrahiliğin tacı dört renkli dilimli 40 dallı halveti tacı şeklindedir. Biat sırasında mürşit tevhithanede derviş adayına tasavvuf ekolüyle ilgili tavsiyede bulunduktan sonra biatı gülbangi çekilir.
** Mürşit efendinin belirlediği süre içinde esmayı sebayı la ilşehe illallah, Allah, hu , el hak, al hay, el kayyum, el kahhar sırasıyla okunup süluk tamamlanır.
** Cerrahilik seyri sulukunde müride icazet verilmeden önce El latif ismi telkin edilir ve icazet verilir.
Cerrahilikte ayin; Cerrahilikte ayin mukabele kuudi ve devrani kıyamidir.
** Cerrahilikte kadın halife vardır.









Senusilik
Senusilik; idrisi tasavvufi ekolünün bir koludur.Muhammet b ali Essenusi Nisbet edilmiştir.
-Hafi zikrini benimseyen musikiye sıcak bakmayan ekoldür.
-Zikrin dua boyutu ön plana çıkartılmıştır. Muhammet b ali essenusi hakikatin tek hakikate götüren yolların ise mahlukatın sayısı kadar çok olduğunu söyler.
- senusilik radikal vahhabilikle geleneksel tasavvuf anlayışı arasında bütünleştirici bir yol izler.
- icma ve kıyası şeri delil sayan ictihada önem veren mezheplerin ortak yönüne değinen herhangi bir mezhebin kör taklitçiliğini eleştiren ekoldür.
-Evans pritchard, cağbub u bir sahra oxfordu, afrikada ezhere denk bir üniversite olarak tanımlar.
- Senusilik toplumdan kaçışı öngörmez tüm müritlerini el emeğiyle geçinmelerini sağlamak için herkesin bir meslek sahibi olmasını istemiştir.
- Sabah ve akşam namazlarında yarımşar cüz okumasını istemişti
- Her müridin hafız olması onlardan beklenen manevi sorumluluklardandı.
- Gerek teorik gerekse pratik açıdan bir neo-süfism hareketi ve ahlaki bir ıslahat bir programına sahiptir.
-Senusilikte siyaset düşüncesinde imamet, ittihadı İslam, mehdilik, hicret ve cihat anlayışları büyük önem ifade etmektedir.
- Misyonerlere karşı Afrikada islamı savunmuştur.
-Afrikada halklarının ilkel ve bedevi kitlelerine, İslam dininin ahlak ve prensiplerini öğretmiş,
- Osmanlı idaresi ile kabileler arasında bir tampon vazifesi görmüştür.
-Senusiliğin en önemli mücadele safhası Libyada görmekteyiz.
- Ömer muhtar italyanın libyayı işgali karşısında kahramanlık göstermişlerdir, ve Ahmet eşşerif anadolunun milli mücadeleye bizzat katılması, kuvayi milliye hareketini desteklemesi ve Anadolu insanının sevgisini kazanmıştır.



Uşşakilik
Mürşid Hüsamettin Uşşakkye nispet edilen maneviyat yolunun bu adla anılmasını nedeni, kurucusunun irşad faaliyetlerine Uşakta başlamasıdır.Hizbu Tesbih ve Ahzabı Usbuiyye adlı kitapları vardır.
Uşşakiyyeden meydana gelen şubeler;Cahidiyye, cemaliyye, selahiyye.
**Cemalettin uşşaki uşşakiliğe canlılık getirmiştir ve seyrü sülük usulüne katkılarından dolayı 2. pir denmiştir
** Hüsamettin uşşaki , Yahya şirvaninin virdi settarına bazı ilaveler yaparak cehri zikir uygulaması yapmıştır.
-Bu yolda vahdeti vücut hakimdir.
** Cemalettin efendi uşşaki zikir erkanındaki esmai sebaya furuatı hamse adıyla 5 isim el fettah, el vahit, el ehat, es samed, Allah ilave ederek esma sayısını 12 ye çıkarmıştır.



Bayramiyye
Bayramiyye; Anadolu topraklarında doğup büyüyen hacı bayramı veli 1429 tarafından kurulmuş bir Türk tasavvuf yoludur.Hacı bayram ı velinin esas adı Numandır. Şeyhi ile kurban bayramında tanıştığından bayram adını almıştır.Bayramilik hafi ve cehri zikri benimser.
** Hacı bayram tevhit mertebelerini bilmek, bulmak, olmak diye açıklar.
**Bayramilik dünyada kimseye yok olmamayı esas alır. Hacı bayram veli Ankarada ziraatla uğraşmıştır. başkalarının zor anlarında yardıma koşmak esastır. Hacı bayram veli üç aylarda halktan zekat toplayarak fukaraya dağıtmıştır.



Bayramilik gelenekleri nelerdir?; Tekke veya bir mecliste toplanmak, 12 rekat teheccüt kılmak sonra zikir halkası oluşturmak, kudum çalıp çarşıyı dolaşmak ve fakirlere zekat sadaka toplamak. Zikirlerde la ilahe illallah derlerdi
Bayramiyye tarikatının esasları nelerdir? cezbe, muhabbet ve sırrı ilahi.
Bayramilik hacı bayramdan sonra 2 ye bir kısmı zikri cehriyi kabul etti. Hacı bayramın halifesi akşemsettin e bağlandı. Bir kısmı da halifesi Bursalı ömer dede ye uyup Melami adını aldı. Çoğu şeyden feragat etti.
Bayramiliğin yayılmasındaAk Şemsettinin etkisi olmuştur. Bilhassa ank, ist, bolu bursa İzmir ve kastamonuda yayılmıştır.
Bayramiliğin diğer kolları ;Tennuriyye, Himmetiyye, İseviyye, Hamzaviyye. Aziz Mahmut hüdainin kurduğu celvetilik bayramilikten doğmuştur.
** Onun yetiştirdiği ünlü kişilerden ak Şemsettin, Mehmet ve Ahmet bican, melamiyye bayramiyye müğessesesi ömer dede ve diğerleri Anadoluda İslam varlığının korunmasında büyük etki sahipleridir.
Hacı bayram veli aynı zamanda yunus tarzında ilahiler de yazmıştır.












ÜNİTE 11
Bid’at
bidat ne demektir; lügat itibariyle daha önceden benzeri bulunmayan sonradan ortaya çıkan şey anlamındadır. Istılahta ise asrı saadetten sonra ortaya çıkan şeri bir delile dayanmayan inmanç ibadet fikir ve davranışlardır.
iyi ve kötü bid at ne demektir?;eğer değişme temel dini esaslara aykırı kabul ediliyorsa kötü bidat (bidati seyyie kötü yenilik) temel dini esaslara herhangi bir aykırılık teşkil etmiyorsa iyi bitad( bitadı hasenei yenilik) denir.
Musa Carullahın ve Şatıbinin bit’at tanımı; Bitat kavramını sonradan ortaya konulan dini görünümlü yol olarak tanımlamışlardır.
Kuranın bitata bakışı; Kuranda önceden olmadığı halde sonradan ortaya çıkarılan yeniliklere dahi, temel çerçeveye aykırı olmadığı halde izin verilmiştir. Gelenekten yola çıkarak veya geleneği eleştirerek yapılan yeniler zaten hoş karşılanır.
Tecdit, ıslah ve ihya
Mevdudi tecdite nasıl bir mana yükler;Tecdidi ve bunu gerçekleştiren müceddidi dini düşünceyi bitatlerden kurtaran kişiye atfederek olumlu mana yükleyerek teceddüdü ve bunu gerçekleştiren müceddidi ise islamı referans olarak almayan ve onu bozmaya çalışan kişi anlamında olumsuz görmektedir.
Muhammet el Behiy ıslah, tecdit ve reform kelimelerine yüklediği mana;Islah kavramına kendi özgün değerlerini açığa çıkarma çabası olarak olumlu bir mana yüklerken tecdit ve reform kavramlarına islamı yabancı bir düşünce biçimi uydurma gayreti şeklinde olumsuz anlam yüklemektedir.
Erol Güngör İslam dünyasındaki yenileşme hareketlerini nasıl yorumlamıştır;Kelimenin batılı olmasından kaynaklanan bütün sevimsizliğine rağmen birer reform ıslah ve ihya hareketi olduğunu ifade etmektedir.
Fazlurrahman ve Mehmet aydın ihya ve ıslah hareketleriyle modernizm arasındaki organik bağa işaret ederek modernizmin batı tesirinin bir ürünü gibi görmenin çelişki olduğunu belirtir.
John woll de nin ıslah görüşü; Geçerlilikleri ilerleme kavramına bağlı olmayan reform yöntemleri diye söyler.
Cedit: lügatta eskinin zıttı yeni anlamındadır.
Tecdit ise, yenilemek, bir şeyi eski haline kavuşturmak gibi anlamları içerir.
Müceddir: yenileyen veya bir şeyi eski haline kavuşturan kişi anlamındadır.
Lügatta cedidin geçmiş ve geleceğem dönük anlamı nedir? Geçmişe dönük olan kısmı selefin tecrübesinden istifade etmek şartıyla vahyi temele alan bir yenileşme olmasıdır. Geleceğe dönük yüzü ise yeni şartlarda yeni ictihatlar ve unsurlarla tekrarlanabilir bir yenileşmeyi yapmaktır.
Geçmişe dönmenin iki ana sebebi nedir?
1. yaşanmış tecrübeden ders almak,
2. bu tecrübeden hareketle ve ilhamla daha ileriye gitmektir.
Tecdit geleneğinin islam düşünce kaynağı nedir;Ebu Davutta her asırda bir müceddit geleceği olmasıdır.
Islah kelimesinin lügat anlamı; Fesadın zıttı olarak düzeltmek kusur ve noksanının fenalığını gidermek, bozuk yerleri kemale kavuşturmak, onarmak ve hastayı sıhhate kavuşturmak gibi anlamlara gelir.
Kuranda ıslah kelimesinin kullanıldığı anlam; 40 ayette geçer ferdi ve toplumsal anlamlarıyla kişinin benliğinden başlayıp topluma kadar yükselen bir mana ifade etmektedir. Hadislerde de aynı çizgide kullanılmıştır.
İhya ne anlama gelmektedir;Tecdit ve ıslahla aynı anlamda kullanılır. Kelime olarak canlandırma diriltme, ölü toprak üzerinde tasarrufta bulunma ölü araziyi ekip dikme ve sufi litaritürde de nefsin ilahi nurlarla nurlanması tecellilerin ortaya çıkması anlamına gelmektedir.
Selefe dönüş ne demektir; Kuran ve sünnete dönüş bünyesinde selefe dönüşü barındırmaktır. Amaç kitap ve süğnnetten uzaklaşan ümmeti tekrar bu kaynağa döndürmek bidat ve hurafelerden arındırmaktır.
Modernizm ve reform
Reform ne demektir; Bozulmuş bir şeyin yeniden düzene sokulması, biçimlendirilmesi, bir şeyi düzeltme, ıslah etme demektir.
** Reform Osmanlıca ve Arapçada ıslah anlamında kullanılmıştır.
Lügatta Modernizm ne demektir; Güncel ve yeni anlamına gelen modern kelimesinden türemiştir ve çağdaşçılık manası taşır.
** İslam modernizmi dendiğinde ;Sonradan ortaya çıkmış yeni bir hareket değil tarihi süreçten gelen yenilenme geleneğinin son halkası kasdedilir.
İslam modernizminin özelliği; Genel anlamında düşünüldüğünde batı endeksli bir hareket olmayıp sıradan bir ihya hareketi de değildir.
İlk dönem yenileşme hareketleri hangi zamanları kapsar ; İbni Arabi ve ibni Teymiyyeye kadar olan 14. asrın ortalarıdır.
İlk dönemdeki yenileşmenin temel çıkış noktaları ; Kuranın akılı öne çıkaran ve düşünmeyi emreden ayetleri, Hz peygamberin kendisinin tutumu ve sözleridir. Peygamberimiz kendisinin açıklamadığı hükümlerin detaylarının sorulmamasını ashabından isterken farklı anlayışlara içtihatlara ve yenileşmeye fırsat tanımıştır.
İslam düşüncesinde içtihat hangi alanları kapsar; Nazar ve tefekkürü içine alan anlamıyla sadece fıkıh alanında değil bütün bilim dalları için söz konusudur.
Müslüman düşünürler diğer kültürleri mirasını alırken izledikleri yol; islam vahyini ve mirasını temel almak suretiyle kendi kültür mirasları yanında diğer kültür miraslarını da fikri potalarında eritmişler ve bu çaba içerisinde olmuşlardır.
İlk asırlardaki yenileşmenin 3 ana prensibi nedir?
1- islam düşüncesinde değişen şartlar çerçevesinde akıl yürütme yoluyla yeni bilgilere ulaşılması (içtihat) temel bir gerekliliktir. Akıl ile vahiy arasında uzlaşma söz konusudur.
2- yeni bilgilere ulaşırken geleneğe, yani başta vahiy ve sünnet olmak üzere selefe dönmek esastır. Ancak bu durum körü körüne taklitten ibaret olmamalıdır.
3- Bilginin evrenselliği temel ilkelerden kabul edilmek suretiyle hikmet müminin yitiği olarak görülmüş ve insanlığın mevcut mirası vahyi süzgeçten geçirilerek değerlendirmeye alınmıştır.
Selefçilerin en önemli temsilcileri; Ahmet b hanbel, teymiyye, aşırı selefçiler de Birgivi hareketi, vehhabilik.
selefe dönmekten kasıt nedir; Belirli bir döneme atfedilmeksizin kendilerinden önceki ulemanın örnek alınmasıdır yani selef gibi düşünebilmek, ve onlar gibi anlayabilmek onların tecrübelirinden faydalanmak doğrudan kuran ve sünnete müracaat edebilmektir.
Son dönem yenileşme hareketi ne zaman başladı; 17. asır dan 18 asrın 2. yarınsa kadar İmam Rabbani ve Şah Veliyullah Dehlevi.
Hindistan bölgesi yenilikçileri Düşünürleri kimlerdir; Ahmet Sehendi (i rabbani) şah Veliyyullah Dehlevi daha sonra Muhammet ikbal, Fazlurrahma Seyyid Ahmet han, Çırağ Ali Şibli Numani mevdudi.
**İbni arabinin vahdeti vücut anlayışını tasavvuftan temizlemeye çalışan İmam Rabbani dir.
** Hint bölgesi yenilikçileri Muhammed İkbal ve Fazlur Rahman dır.
**Şah veliyullah Dehlevi aynı zamanda bu kişi ictihat ruhunun canlanması için kuran ve sünnete dönülmesi gerektiği ve mezhepler üstü bir yaklaşım aynı zamanda kuranı Farsçaya tercüme edendir.
Muhmmed ikbal ve Fazlurrahman ın ıslah projesi nedir;Selefin anladığı şekilde dini anlamak. Ve özgür iradeye büyük önem vermişlerdir.
Tatar Türkleri Düşünürleri;Abdünnasır Kursavi, Abdurrahim Otuzimeni, Şahabütin Mercani, Rızaeddin b Fahrettin Musa Carullah.
Mercani ile birlikte Türk tatar düşüncesi ne kabul gördü; Akıl ve vahyin yani felsefe ve dinin aynı amaca ulaşan yollar olduğu genel kabul görmüştür.
** Rızaeddin b Fahrettin ve Musa Carullah ;kitaplarını Türkçe yazmışlar ve kuranı Türkçeye tercüme etmişler.
İslam yenileşme tarihinin 3. önemli halkasının temsilcileri; Msırda Cemalettin Afganiyle başlanmıştır. Muhammed Abduh, Kasım Emin, Reşit Rıza, Seyit Kutup, Hasan el Benna.
Afganinin görüşleri; Sünni ve Hanefi gelenekten gelmenin yanında mezhep taklitçiliğinin ötesinde kurana ve sünnete ve selefe dönmeye tasavvufa ve ictihda önem vermiştir. Afganinin çizgisi; Abduh gibi İbni Teymiyyenin selefliği ile İbn Rüşt ün akılcılığını dengeleyen bir çizgiye sahiptir.
Muhammed Abduhun görüşleri; Toplumsal ve milli bilincin İslami öğreti temel alınarak uyandırılması gerektiğini savunmuştur. İslami terbiye ve eğitimden başlayan geniş çerçeveli bir ıslah öngörmüştür. Hanefi olmakla birlikte Mezhepler üstü bütün mezheplere eşit yaklaşmıştır. Müslümanların koyu mezhepçiliğinin selefin diğer kaynaklarda kuran ve sünnete başvurmayı engellediğini savunur.
** Islahatçı hareketin yenileşmesi Reşit rızadan başlayarak giderek siyasileşmiştir.
Yenilik hareketiyle ilgili ihvancılarla kutupçuların görüşü; İhvancıların başı Hasan el Benna ve kutupçuların başı Seyit Kutup modern kültür ve medeniyetin yeni değerlerini kasıtlı olarak göz ardı eden bir tutum sergilemişler hem de zamanla, klasik İslami tahsil görmedikleri için İslami geleneği yani selef tecrübesini ihmal etmişlerdir. Hatta bazı gruplar vahhabiliğe bazıları ise sosyalizme yaklaşmışlardır.
Son dönem yenileşme düşüncesinin Türkiyedeki temsilcileri kimlerdir; Katip Çelebi, Naima, defterdar Sarıu Mehmet paşa, Yanyalı Esat Efendi
Türkiye de son dönem ıslahçıları ve özellikleri;Namık kemal, z.gökalp, f. Ahmet Hilmi, İzmirli İsmail hakkı, m.akif, elmamlılı, babanzade Ahmet naim, halim sabit, said nursi, hayrettin karaman, Hüseyin atay, erol Güngör. Bu düşünürler yenileşmenin temel dinamiğini, içtihatta görerek içtihat müesseseninin yeniden canlandırılmasını istemişlerdir.
** İranda geleneksel otoritenin iranda hala etkisini koruyor olmasından dolayı ıslah hareketi azdır.
İranda yenileşmeyle ilgili ilk alim ve bu alimin görüşleri; Necefli müçtehit Ayetullah Muhammet Hüseyin Nainidir. Kuran ve sünnette istişarenin emredildiğini söyler.
İranlı sengelecinin ıslahla ilgili görüşleri;Bir taraftan dini düşüncede yenileşme için kuranın yasaklamış olduğu taklitten kurtulanın gerekliliğini öne sürerken diğer taraftan dar selefi anlayışa yaklaşarak camilerin inşasında minare ve kubbeden vazgeçilmesini istemiştir. sengeleci aynı zamanda Şiiliği temellendiren olup kayıp imamın dönüşünü inancının da sorgulanmasını öne sürmüştür.
2. dünya savaşı sonrası şii ıslah düşüncesi ; Sünni düşüncesindekine benzer yenilikçi görüşlere daha çok rastlanmış. Bilim ile dinin uzlaşması, akılın öne çıkarılması, hurafe ve bidatlardan arınma gibi konular vardır. Bu dönemin en önemli isimlerinden birisi Ayetullah Hüseyin burucirdidir. Bu kişinin yeniliği şii suni yakınlaşmasıdır.
Ali Şeiarit; İslamın hem teorik hem de kurumsal açıdan ıslaha ihtiyacı olduğunu düşünerek İslami köklere dönme gereğinden söz etmiştir. Amaç şii inancının temel kavramlarını güncelleştirmektir.
Hasan Turabi; Sudanda ortaya çıkmıştır. Akıl ile vahiy arasındaki ilişkiden İslami düşüncenin ortaya çıktığını söylemiştir. Fıkıh günümüz sanayi toplumunun sorunlarını çözmede yetersizdir. Fıkıhta modern toplum içerisindeki ekonomik yapıyı kurabilecek hükümler bulabilmekte zorlandığını savunur. İslami düşünce donuklaştırmamalı köklere yeniden dönerek ve zamanın gerçeklerini göz önünde bulundurarak bir tecdit gerçekleştirmelidir. Miras alına fıkhın günümüzün pratiğini yansıtmadığını doğal olarak ebu hanifenin malikin ve şafinin pratikleri yansıtır der.islamın peyg zamanında kemale erdiğini ve bundan sonra da hep gerileyecek olmasını eleştiri.
Son dönem yenileşme hareketinin üzerinde durduğu konular;
1-Kuran ve sünnete dönüş, 2-selefin tecrübesinden faydalanmanın ve selef eserlerine başvurmanın yanında selef gibi çözümler üretebilmek 3-Akla önem verip içtihat yapmak 4-Mevcut mezheplere eşit gözle bakma 5-Taklidi reddetmek,
6-Dini eğitimin ve hukuk sisteminin ıslahını gerçekleştirmek, 7-Bid at ve hurafeleri ortadan kaldırmak, 8-Tarikatları ıslah etmek, 9-Bireysel özgürlüğe önem vermek.
ÜNİTE 12
Ceditçilik; İdil-Ural bölgesindeki alimlerin, 18. asrın sonları ve 19.asrın başlarından itibaren 1920li yıllara kadar ortaya koydukları dinde ve eğitimde yenileşme düşüncesine ceditçilik takipçilerine de ceditçiler denir
Usul-i cedit ne demektir; Kırımlı İsmail Gaspıralının geliştirmiştir. Eğitimde yenileşme düşüncesi.
Kazan bölgesi ceditçileri; ünlü Türk alimi Abdünnasır Kursaviyle başlamıştır. Diğer temsilcileri ahmetcan b emirhan, şehabettin mercani, Hüseyin feyiahani, musa carullah, rızaettin Fahrettin, ziayettin kemali, Muhammet necip tünteri, alimcan barudi, abdurreşit İbrahim, Abdullah bubi, Zeynullah rasuli,
Türkistan bölgesi ceditçi temsilcileri,Sadruttin Nayni, Abdurrauf fıtrat, Feyzullah hocayev, Mahmut hoca münevver kari.
Ceditçilik hareketi 1917 de Bolşevik ihtilaliyle kesintiye uğramıştır. Rusya bölgesinden kaçan Ceditçiliğin en büyük temsilcisi Musa Carullah Bigi gibi aydınlar İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde görüşlerini yaymaya çalışmışlardır.
Ceditçiliğin tarihsel arka planı
Ceditçiliğe karşı eziyetler 2. Yekatarina zamanında yumuşamıştır. Daha planlı bir misyonerlik hareketi başlamıştır. Bu dönemde bir fermanla Ufa şehrinde Orenburg Muhammedi Ruhani İdaresi adıyla müftülük kurulmuştur.
Dini anlayış ve eğitim sistemi ile ilgili ilk şikayetler ; abd b otuzumeni, abd b ibr kursevi, ahmetcan emirhan, Hüseyin feyizhan, şehabettin mercani
** Ceditçilerin savunduğu yenilikçi görüşlerin kaynağı öncelikle kendi zihniyet yapılarında aranmalıdır.
Tatar Ceditçileri; Geleneği eleştirirken, geleneği kendi dönemlerindeki mantıkla sorgulayıp yargılamamakta ve bir kenara bırakmamakta ve onun “mutlak geçerliliği “ iddiasına karşı çıkmaktadır.Dahası selef eserlerini ihya etmeyi ceditçiliğin birini adımı olarak görerek, selef eserlerinin, herhangi bir kısıtlama olmadan, yayımı okunması ve anlaşılmaması istenmektedir.
** İslamın evrensel mesajının, bir veya birkaç mezhebin, şu veya bu zaman diliminin sınırları içine hapsedilmesine karşı çıkan ceditçiler, gerektiğinde sufilere, gerektiğinde filozoflara ve diğer büyük alimlere mürcaat etmişlerdir. Kuran ve sünnetin gelenekle birlikte yeniden anlaşılması gerektiğini savunmuşlardır. Maturidiliği öne çıkarmışlar ve Ehli sünnet kavramını dar mezhebi çerçevesinde çıkararak daha geniş olan kuran ve sünnet temeline oturtmuşlardır.
** Bazı ceditçiler, bu konuya farklı bir açıdan daha yaklaşmakta ve nübüvvet misyonunun, yani Hz. Peygamberin yetki ve sorumluluklarının kendisinden sonra İslam ümmetine miras kaldığını iddia etmektedir. Ceditçilerin esas gayesi, bu misyonu yüklenen bir toplumun heran bir yenilenme içinde olup vahyin canlılığını veya vahiyle olan irtibatın canlılığın devam ettirmesidir. Bu sebeple mevcut mezheplerin hepsi medreselerde okutulmasıdır.
Ceditçilik Hareketi:
a-Geleneği eleştirmişlerdir.
b-Medreselerde okutulan derslerin yeterli olmadığını söylemişlerdir.
c-Aklı serbestçe kullanmak gerektiğini ifade etmişlerdir.
d-Özellikle tasavvufi kaynaklara başvurmuşlardır.



Ceditçilerin Musa Carullahla başlayan görüşleri; mevcut durumu ıslah etmek için ilk adımın İslam ulemasının ve selefin en kıymetli ve en faydalı eserlerini ihya etmek yani bölgede yeniden yayımlayarak hem talebelere derslerde okutmak hem de topluma benimsetilmesi gerektiğini düşünür.diğerleri kuran ve sünnetin gelenekle birlikte yeniden anlaşılması gerektiğini savunmuşlardır.eşari anlayışın bazı görüşlerine karşı maturidiliği öne çıkarmışlar ve ehli sünnet kavramını dar mezhebi çerçevesinden çıkararak daha geniş olan kuran ve sünnet temeline oturtmuşlardır.
Ceditçileri yenilikçi görüşlere yönlendiren olaylar;
a-Avrupada ve Ruysadaki ıslahatlar
b-Osmanlı etkisi
c-Mısırdaki yenilikçi hareketler
** Kazan bölgesinde kurumsallaşmış hiyerarşik bir yapı yoktur.
** Yenilikçi anlayışa engel olacak Şeyhülislamlık benzeri bir otoritenin, kurumsallaşmış hiyerarşik bir yapını bulunmayışıdır.



Ceditçilerin temel görüşleri; kazan bölgesindeki ceditçi düşüncesinin 2 yönlü bir seyri vardır. 1. dini düşüncede yenileşme. 2. eğitimde yenileşmedir.
** Çeditçilik hareketinin başlaması dini düşüncede yenileşme hareketiyle olmuştur
** Eğitimde medresede bizzat bulunmak, ders vermek ve okutulan kitapları mütala etmek yeterli iken, dini düşüncede islamın geleneğini iyi bilmek ve bunlara hakim olmak, eğitimde ve dini düşüncede yenileşmede ne zorunludur
Ceditçilik hareketinin üzerinde durduğu 3 önemli konu 1- felsefi ve kelami konular 2-fıkhi ve içtimai konular, 3- dini eğitimle ilgili konular.
1-Felsefi ve kelami konular; Temel çıkış noktaları, itikat inanç alanı ile yorumu yani dini anlayış tarzını ayırmaya çalışmak olmuştur.
Kelam ilmi ve tevhit ilmi birbirinden ayrı ilimlerdir Ceditçiler kelam ilmi, tevhit ilmini birbirinden, felsefeyi de bu ikisinden ayrı birer ilim olarak değerlendirmişlerdir.
Rızaeddin b Fahrettin ;kati delillerle sabit olmayan hususların itikada sokulması bit at ve dine karşı bir cinayettir demiştir.
** Ceditçiler kelamı gereksiz tevhit ilmini de gerekli görmüşlerdir
Ehli sünnet kavramının çerçevesi oldukça geniştir
Müslümanların inanıp inanmamakta serbest olduğu pek çok konuda inanmaya zorlanmasının insanları İslam çerçevesi dışına itmek anlamına geleceğini ileri süren ceditçiler, bunun da çok yanlış bir hareket olduğunu savunmuşlardır. Onlara göre bir meselede, doksan dokuz ihtimal küfür tarafında olsa, bir ihtimal de bu küfrü ortadan kaldırıyor gözükse tekfirden yana olmamak gerektiğini inancı, islamın temel görüşüdür.
** Ceditçiler, gerek Allahın sıfatları, gerekse fırkai Naciye (kurtuluşa eren topluluk) konularında, bilhassa Taftazaniden itibaren, kelamcıların büyük hatalara düştüklerini ve kendileri gibi düşünmeyenleri de tekfir ve tadlil ettiklerini (küfre girmek ve sapkınlıkta bulunmakla suçladıklarını) beyan etmektedirler.
** Ceditçiler, kelamcıların ortaya koyduğu ehli sünnet anlayışını, dar çerçevesinden çıkarıp Kuran ve sünneti temele alan oldukça geniş bir alana oturtmaya çalışmışlar ve hatta islamda mezhebin tek olduğunu dile getirmişlerdir. Ancak ceditçilerin tek mezhepten kastı dar anlamda mezhepleri tek bir görüşe toplamak demek değildir. Tam aksine farklılıkları tek bir dairenin İslam içerisinde kabul etmektedir.



Ceditçiler Akıl ve vahyi nasıl değerlendirmiştir.
Akıl ile vahyin (hikmet ile şeriatın) ikiz kardeş olduğunu belirtmişlerdir.Her ikisinde aynı kaynaktan beslendiği için, doğruya ulaşmada eşit durumda bulundukları görüşünü temel ilke edinmişlerdir.
Bu konuda şeriat hikmeti yalanlamaz görüşü Şehabettin Mercani ye aittir.
** İdil-Ural bölgesindeki ceditçi düşünürlerin akıl vahiy ilişkisi konusundaki temel hareket noktaları, asırlardır kendi halkları arasında yaşamakta olan dini anlayışın dar kalıplarını ve yeni gelişen fen bilimleriyle ilgili olarak ortaya çıkan taassubu bertaraf etmek olmuştur. Çünkü onların zihninde İslam dünyasının bütününde yaşanan gere ilmi, gerekse teknolojik gerilemenin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu problemi halletmek için en iyi çıkış noktası ise, onlara göre, mevcut din ve ilim anlayışını doğrudan kuran ve sünnete ve hatta islamın ilk asırlardaki yapısına, yani selef ulemasına dayanarak ıslah etmektir.
Musa Carullah Dini olanla dünyevi olan arasındaki ayrımı ortadan kaldırmaktadır. Felsefei Diniyyenin yüksek medreselerde okutulmasını tavsiye etmiştir. Zaruruliği kesin olarak biline şeylere ayrıca delil getirmek yanlıştır, demiştir. Örnek: kadınlara okuma yazma öğretmek,
Musa Carullah dar kalıpları aşarak, zamanın şartları icabı ortaya çıkan hakiki ihtiyaçları, dine tatbik etmek hülyasıyla hadislere ve fetva kitaplarına bakarak çözmeye çalışmak yerine, usuli şeriyyeye ve Kurana dönerek çözmeyi önermektedir.



Ceditçiler hangi alimlerin alemin yaratılışı konusunda haksızca eleştirildiğini öne sürerler? Farahi, ibni sina, ibni rüşt, vb bu alimlere övgü yağdırarak felsefeye yönelik tavırları ortadan kaldırmaya çalışmışlardır.
Ceditçiler bu filozofların tekfir edilme sebeplerini neye bağlıyorlar;Gazali ve fahrattin razi gibi alimlerin bir taassub sonucu olarak filozofları tekfir ettiklerini ifade ederler.
** Ceditçiler, alemin zaman içinde yaratılmadığını Tanrı ile birlikte ezeli olduğunu, ancak bu ezeliliğin de ilahi iradedeki bir ezelilik olup, gerçekte ise yaratılmış ise yaratılmış olduğunu savunmaktadır.
Ceditçilere göre hudus Zati ve Zamani olmak üzere 2 ye ayrılır. Böyle bir akımın itikadi olmadığını bu yüzden de filozofların veya bu görüşü savunanların tekfir edilemeyeceğini söylemişlerdir. Ceditçiler hudusi zati ve hudusi zamaninin itikadi konuların içine sokulamayacağını söylemişlerdir.
Ceditçilerin âlemin yaratılışıyla ilgili görüşleri ;Alemin zaman içerisinde yaratılmadığını tanrı ile birlikte ezeli olduğunu ancak bu ezeliliğinde ilahi iradedeki bir ezelilik olup gerçekte ise yaratılmış olduğunu savunmaktadırlar.
** Ceditçiler genellikle Abdünnasir Kursavi den başlayarak Nakşibendiliğe bağlıdır, ceditçilerin tasavvufta yapılan şeyh mürit hayalarına bakışları yapılan yanlışlıkların asıl tasavvuf ve gerçek ruhbaniyetin yargılanamayacağı üzerinde durmuşlardır. Onlar açısından tasavvuf bir yönüyle dini bir ilim diğer yönüyle İslami bir felsefedir.
** Ceditçilerin esas eleştirileri keşif konusu üzerinedir,Keşfin bilgi kaynağı olmasını eleştirmişlerdir.



** Keşfi kabul eden ve kabul etmeyen ceditçiler;kabul eden musa carullah, kabultemeye rızaeddin b Fahrettin.
** Ceditçilerin yenilikçi görüşlerinin en çarpıcı yönünü fıkıh ve sosyal meselelerle ilgili bahisler oluşturur
İctihat kapısı açıktır
Ceditçilerin ictihatla ilgili görüşleri ;Mezhepleri dışlamadan dini bir veya birkaç mezhebin görüşleriyle sınırlandırmanın ve fıkhi meselelere bu şekilde çözüm getirmenin yanlışlığını ortaya koymak ve içtihat kapısının her zaman açık olduğunu ispat etmek üzere yoğunlaşmıştır.ictihat kapısını kapatmanın Allah ın kudretini zaman ve mesafelerle sınırlamak anlamına geleceğini düşünmektedirler. Taklit zaruret dışında caiz değildir. Her Müslüman gücünün yettiği kadar ictihat yapmalıdır.
Musa Carullah ın ictihat görüşü; Büyük müctehitlere uymanın onları taklit değil, onların sözlerine aykırı da olsa onlar gibi ictihat etmekle olacağını söylemiştir.
Ceditçilerin içtihat kapısının açılması hakkındaki görüşleri ;İslamın esas kanunlarının daimi olmakla birlikte onlara istinad edilen bazı kanunların vakitli ve hususi olmasının yani zaman ve mekana göre ayet ve hadislere dayanarak değişmesinin mümkün olacağı görüşündedirler.
Ceditçilerin dikkat çekici görüşlerinden biride kavimlerin, coğrafyaların, iklimlerin farklılığı ve diğer bazı özel şartlar, gerek aynı dönemde, gerekse sonraki dönemler içinde, insanları farklı içtihatlar yapmaya mecbur kılmaktır. Özellikle bu durum, ceditçiler tarafından, içtihat kapısının kapanamayacağının en temel delililerinden biri olarak öne sürülmüştür.
İçtihatlarda maslahat (kamu yararı) prensibi gözetilmelidir
** Ceditçilerde içtihatla ilgili konularda öne çıkardığı en önemli hususlardan birisi usulle ilgili olan Maslahat konusudur. maslahat prensibini en çok musa carullah ve rızaeddin b Fahrettin işlemiştir.Ceditçiler maslahatı bilhassa muamelatla ilgili hususlarda her asır müctehidinin kendi zamanlarının şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun yaşayan bir hukuku tertip etmelerinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
İctihat yapmanın bazı şartları vardır
1. grubun başını çektiği Şehabettin Mercani ve diğer temsilcileri Abdullah Bubi, Rızaeddin bin Fahrettindir. Bunlara göre içtihat veya şer i delillerle amel etmek sadece müctehit sıfatını haiz kişilerin insifiyatinde değil delil getirmekten aciz olanlar hariç bütün Müslümanların elindedir. Bu müctehitler ayrıca aklı kullanmayı ve tercih etmeyi de içtihat saymaktadırlar.
2. grubun temsilcisi musa carullah tır. Müçtehit olmak için sıralanan şartlar esasında o kadar ağır değildir. Yani içtihat kapısı bu şartlardan dolayı kapanmamıştır. Ümitsizlik ve idealsizlik sebebiyle kapanmıştır.yani fiilen kapanmıştır. İçtihat yapmak için Arapçanın kuran ve sünnetin iyi bilinmesinin gerekli olduğu görüşünü savunmaktadır.
İçtihatta teflikten faydalanılmalıdır.
Telfik ne demektir;Farklı mezheplerin görüşlerinden yararlanmak.2 ye ayrılır: bir meselede daha önceki müctehitlerin söylemediği yeni bir görüş ortaya koymak veya yeni bir içtihatta bulunmak manasındaki tefliktir. Buna içtihatta teflik yada mürekkeb teflik adı verilir.
2. avamdan olanların veya içtihat yetkisine sahip olmayan diğer taklit ehlinin karşılaştığı bir meselede bağlı bulunduğu mezheple kayıtlanmayıp başka mezheplerin görüşleriyle amel etmesi veya birkaç mezhebin hükmünü birleştirmesidir. Buna da taklitte teflik adı verilir.
Ceditçilerin teflik görüşü; Bir mezhebe bağlıyken diğer bir mezhebin görüşüne tabi olmayı caiz görmüşler.
Ceditçilerin teflik konusunu gündeme getirmelerinin sebepleri nelerdir
1- içtihat konusundaki görüşleriyle bir uygunluk sağlamak.
2- tassup ve düşmanlığın önüne geçmek
3- ceditçiler açısından teflikin önemi islamın ve hukukunun kuşatıcılığı ve dinin kolaylaştırma ilkesini sağlaması açısından önemlidir.
4- kuran ve sünneti merkeze alan anlayışlarına uygunluk arz etmektedir.
Cuma ve bayram hutbelerinin Türkçe okunması hakkında genel bilgi
Hutbeler 20. asrın başlarına kadar Arapça okunmuştur.Katip çelebi 1656 da mizanul hak fi ihtiyaril ehak adlı eserinde hutbeler Arapça olduğu için bir şey anlamayan halkın dinlemeyerek uyuduğundan bahsettiği bilinir. 1870 de Ali Suavi 1884 Muallim Naci de hutbelerin Arapça okunduğundan bir şey anlaşılmadığı söylemişlerdir.
Osmanlı döneminde Türkçe hutbe ile ilk açık kaydın 1908 de kazanlı Halim Sabit in sırat ı müstekımde yayınladığı hutbelere dair başlıklı seri makalelerde yer aldığı görülmektedir.
Ceditçilerin hutbelerin Türkçeleştirilmesiyle ilgili görüşleri; ilk görüşler Abdullah b bubi 1922 de ortaya attığı görüştür. Terakki funun ve mearif dinsizliği mucip mi adlı risalesinde bayram ve Cuma hutbelerinin tatarca okunmasının farz olduğunu söylemiştir.
İlk tatarca hutbe okuyanlar; Alimcan Barudi, Buvalı Nurali hazret ve Abdullah bubi 21 mart 1906 da okumuş.
** Tatarca olarak ilk bayram namazı hutbesini 1921 de Alimcan Barudi okumuştur
Türk ve tatar ceditçileri islamda kadın haklarıyla ilgili görüşleri; islamın kadınlara verdiği hak ve hürriyetlerin başta fıkıhçılar olmak üzere Müslüman toplum tarafından ellerinden alındığını ispat etmeye çalışmışlardır.
Musa Akyiğit, Zahir Bigi, Rızaeddin b Fahrettin isimli ceditçiler romanlarında kadınların haklarının ellerinden alınmasından bahsetmişlerdir
İlmi eserlerde kadınlara yönelik hangi konulardan bahsedilmiştir?
Kadınların hak ve hürriyetleri, teaddüdi zevcat ( 4 eşlilik) ve kadınların boşama hakkı vs konular.
Rızaeedin b Fahrettin kazan bölgesi imamlarının nikah ve talakla ilgili bir meseldeki görüşleri ile kendi değerlendirmelerine yer verdiği mğbtela ( orenburg 1903) adlı çalışmasıyla ve meşhur hatunlar ve tanınmış Müslüman kadınlarala ilgili eseri değerlidir.
** Musa carullah biginin hatun adlı eseri de bu alanda yazılmış eserdir.
**1917 de moskovada toplanan Rusya Müslümanları kurultayında musa carullah biginin özel çabasıyla kadın ve erkeğin her türlü siyasal ve sosyal haklarda eşit kılınması, seçme ve seçilme hakkı verilmesi, kadının boşanma hakkının nikah defterine kaydedilmesi, 16 yaşından küçük kızlara nikah kıyılmasının engellenmesi ve teaddüdi zevcat ın insanlık ve adalete aykırı olduğundan kesin olarak kaldırılmasıdır
1917 moskova toplantısının en önemli sonucu İslam tarihinin bilinen ilk hanım kadısı( müftüsü) meşhur ceditçi Abdullah Bubi nin kızkaredşi Muhlise Bubi dir
Tatar ceditçileri kadınların meselelerini değerlendirmeleri; 2 alanda değerlendirmişlerdir. 1. kadınların hak ve hürriyetleri ve bununla ilgili olarak toplum içindeki sosyal konumlarıdır. 2. kadınların örtünmesi veya hicap meselesidir.
Ceditçilere göre islamda kadınların hak ve hürriyetleri konularının kapsamı; Sosyal hayattaki statüleri, cemaatle yapılan ibadetlere iştirakları, eğitim ve terbiyeleri. Bu alanda dikkat çeken ilk görüşler kadınların yaratılışı ile ilgili olarak musa carullah bigi ve rızaeddin b Fahrettin tarafından zikredilmiştir. Onlar nisa suresinde Allah sizi tek bir nefisten yarattı eşinide ondan yarattı buyruğunu ve Hz peygamberin kadınlar eğe kemiğinden yaratıldı hadisini alimlerce yanlış anlaşıldığını ve bu yanlış anlamada Yahudiliğinde etkisinin olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre ayette geçen ibare kadının erkekten veya erkeğin eğe kemiğinden yaratılması değil kadın ve erkeğin aynı nefisten yaratıldığı görüşüdür.
Musa Carullah Bigi kadınlara velayet bahsinde hangi konuları dile getirmiştir; kadınların hukuki eşitliğine velayet bahsinden de delil getirmektedir. Ona göre velayette esas olarak ehliyet ve hakkiyet (hak etme) e bakılmalıdır.
** Rızaeddin b Fahrettin bir memleketin ıslah ve terakkisi kadınların eğitim ve terbiyesine bağlıdır.
Ceditçilerin hicab konusundaki fikirleri; İslamın emrettiği hicabın yüz örtüsünü içine almadığı konusunda hem fikirdirler.Ceditçiler hem hicapta hem de kadın haklarında en Muhittin Arabi nin fütühatül mekkiyye adlı eserine başvururlar.
Ceditçiler medreselerde kuran, hadis, ilmi usul, edebiyatı arabiyye, hikmet, coğrafya, tarih gibi derslerin verilmemesini eleştirmişlerdir.
** Ceditçiler kazan bölgesindeki medreselerle ilgili maddi finasmanının olmayışını eleştirmişlerdir.
Ceditçilerin eğitimde yenileşmeyle amaçladıkları;
1- okuma yazmada takip edilen mevcut harf metodunu bırakıp daha kolay olan ses (avaz) metodunu uygulamak.
2- mektep ve medreselerin programında fen bilimlerine yer vermek.
3- öğrenim dilini ve ders kitaplarını Türkçeleştirmek.
** Bunların dışında imtihan sisteminin getirilmesi, okul binalarının fiziki şartlarının düzeltilmesi, ders kitaplarının özel hazırlanması, sınıflara bölünme esasının getirilmesi, öğretim yılının bölünmesi gibi hususlarda vardır.
Okuma yazma öğreniminde ceditçilerin harf metoduna alternatif olarak sunduğu hece (icik) metodu (usulu maddiye) İsmail bey Gaspıralı tesiriyle kazan bölgesine girmiştir.
Ses (avaz) metodu yani usul i savtiye, ceditçiler tarafından yoğun bir şekilde önerilen eğitim metodudur.Ses avaz metodunun mekteplere girmesi konusunda en gayretli kişilerden birisi Nakşi ceditçi Zeynullah rasuli.
** Fen bilimlerinin medreselere girmesi şehabettin mercani tarafından başlatılmıştır.
** Kazanda 10 yıllık büyük medrese kurmayı Hüseyin feyizhani planlamıştır
Ceditçiler dil meselesini 2 boyutta değerlendirir. 1. der kitaplarının ve öğretim dilinin Türkçeleştirilmesi 2. Türkçenin bölgede kullanılan mahalli Türkçe mi yani tatarca mı yoksa ist türkçesimi konusu.



ÜNİTE 13 İslamcılık



İslamcılık; hemen her alanda ilerlemeye başlayan ve halen bu konumunu sürdüren batı medeniyeti karşısında, gerileyen ve durmadan yenilerek, toprak kaybeden Osmanlı devletindeki yenileşme, güçlenme ve islama yapılan itiraz ve hücumlara cevap verme söyleminin genel adı olarak kabul edilmiş bir harekettir. İslamcılık akımı 19. yy da belirginleşmiştir
İlk dönemlerde İslamcılık hangi kelimelerle ifade edilmiştir; ittihad-i İslam, Panislamizm, islamizm.
** İslamcılık terimini ilk defa Ziya Gökalp kullanmıştır.İslamcılık terimini ziya gökalple yaklaşık içerikte fakat önce kullanan kişi Yusuf akçuradır.
İslamcılığı hazırlayan sebepler
İslam dünyasında gerilemenin sebebini batılılar gerginliğin islamdan kaynaklandığını söylemişlerdir, İslamcılar ise geri kalmışlığın sebebini din değil dinin yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını belirtiyorlardı.
** Müslümanlarla gayri Müslimler Tanzimat fermanı 1839- ıslahat fermanı 1856 da aynı statüye kavuştu.
** Bugünkü anlamıyla İslamcılık 2. meşrutiyet 1908 den sonra meydana gelmiştir.
2. meşrutiyetten sonra islamcılar kimlerden etkilenmişlerdir; yeni osmanlıların oluşturduğu birikimin yanı sıra, Cemalettin Afgani, m.abduh, m.ferit vecdi, m. Reşit rıza gibi (İslamcı) düşünürlerin temel yaklaşımlarından etkilenmişlerdir.
İslamcılığın temel kalkış soruları
1- vatan istilalardan nasıl kurtulur. 2- İslam âleminin hristiyan batıya yenilgi sebepleri nelerdir.
3- yeniden mazideki ihtişamlı günlere nasıl kavuşuruz. 4- İslam, batıcıların iddia ettikleri gibi miadını doldurmuşumudur
** İşgal devletlerinin dayatmaları neticesinde bazı yorumlar İslam açısından kabulü imkansız noktalara vardırıldı. Örnek seyyid Ahmet
Oryantalistlerin islama hücum ettiği belli başlı konular nelerdir?
1- İslamiyet akılla çatışan bir dindir.
2- hadisler sahih değildir.
3- hz peyg çok eşliliği hristiyan ruhbanlığına aykırıdır.
4- İslamiyet oryantalistlere göre cahiliye Araplarının bir yansımasıdır.
5- İslam felsefesi, İslam kelamı, İslam tasavvufu, usulü fıkhın kaynağı gerek, İran, ve Hint dir. bu iddialar oryantalistler tarafından bu gün de devam ettirilmektedir.
6-Özellikle İslamda Düşünsel harketler (mezhepler) oryantalistler tarafından İslam tahini içerisinde ortaya çıkmış olaylara hasredilerek bu düşüncelerin arka planını oluşturan islamın ana metinleri görmezlikten gelinmiştir.
Yeni oryantalistlere göre, Müslümanların Kurana ve Hz. Peygamberin sünnetine bağlı kalmaları, onların donuk ve ne yaptığını bilmez insanlar olmaların temel sebebi idi.
Batılı metaryalizmi savunan yerli batıcılar ;Tarih-i kadim şiiriyle Tevfik Fikret, Dozy in etkisi altındaki Abdullah Cevdet, Ahmet nebil, baha Tevfik.
İslamcıların özellikleri
İstanbul merkezli Osmanlı İslamcıları, hem medrese ve hem de mektep eğitimi almış aydınlardan oluşuyordu. Zamanla medrese İslamcılığı ağırlıklı olarak mektep İslamcılığına oradan da, cumhuriyet devrinde siyasal manada mühendis kökenli insanlara yerini bırakmıştır. İslamcılar şura yönetim biçimini istiyordu.
** Osmanlı aydınlarının, mektep ve medreseli olarak din hakkındaki bilgileri yeterli, idi, dinin ve sosyal hayatın düşünsel çerçevesini çok iyi biliyorlardı.
**İslamcı aydınlar, daha sonraları bu fikirlerinden vazgeçmiş olsalar da başlangıçta saltanata karşı idiler,hemen hemen bütün İslamcılar, Abdülhamitin baskıcı olduğu hususunda hem fikir idiler. Meşrutiyetin de bir gereği olarak gördükleri, şura (parlamanter sistem) yönetimini istiyorlardı.
**İslamcılık, yenilgilerden kurtuluş çabası olduğu için her zaman milliyetçi bir tonu kendi içinde barındırmıştır.
** İslamcılar başlangıçta batı karşısında düşünsel anlamda bir aşağılık kompleksi içinde değildirler.
** İslamcılar hiçbir değişimi kabul etmeyen muhafazakar gelenekçilerden ayrı idi. İlk dönemlerinde yoğunlukla içten yenilenebilme imkanı üzerinde duruyordu.
Medreseli ve mektepli İslamcılar; Elmalılı medreseli, m. Akif mektepli.
İslamcıların belirgin görüşleri
İslamcılar, dine olan sonsuz güvenleri dolayısıyla dinin, insanları mutlu ve müreffeh kılacağı inancından hareketle, mevcut sorunların çoğunun suni karakterli olduğunu iddia etmişlerdir. İslamcıların istediği tarzda din yaşanabilir olsa birçok sorun kendilerinden çözülecektir. Dinin doğru anlaşılması yani çağa göre yeniden yorumlanması ve dinin öngördüğü ahlaki değerler doğrultusunda bir hayatın yaşanması ile mümkün olacaktır.
**İslamcılık, yeni bir düşünce platformu olduğu gibi aynı zamanda kendisini meşru göstermek için geçmişten de her zaman güç alma zarureti hissetmiştir. Böylece batı karşısında islamın savunulabilir olduğunu kanıtlayacaktı.
**İslamcılara göre; içinde yaşanılan çağın adı terakkidir (yükselme). O zaman İslamiyet terakkiye mani değildir ve İslamiyet akla uygundur. Bütün gelişmelere açıktır.
**Dinin, gelenek tarafından yanlış anlaşılıp yorumlanması dolayısıyla Müslümanlara tembellik, cahillik ve hurafecilik gibi sosyal ve ahlaki zaaf ve hastalıklar arız olmuştur.
**islamcıların bilim, teknoloji ve ahlak telakkilerine göre, batı teknolojisi ve bilimi alınmalı, bunun karşısında İslam ahlakıyla mücehhez insan tipinin ortaya çıkarılmasına çalışılmalıdır.
**İslamcılar dini nassı bilimsel bilgi vasıtasıyla açıklama tarzına büyük önem vermişlerdir.bilimsel bilginin bir neticesi olarak ortaya çıkan iyi ve faydalı şeylerin çoğunun islamda da olduğunu iddia etmektedirler.
islamı akli deliller çerçevesinde sunmak için hangi ilimler üzerinde durmak gerekiyordu; islam felsefsi, isl tasavvufu, vahdeti vucut, İslam kelamı ve özellikle de mutezile kelamının tanrı karşısında insana vurgu yapan taraflarının üzerinde durulmaktaydı.
** İslamcılar batılı panteistlere cevap için vahdeti vucut a başvurmuşlardır.
** İslamcıların dini bilme göre açıklamalarının temelinde ilim-din, akıl-nakil çatışmasının olmadığı göstermekti yatardı.
** İslam dünyasında çalışıp bireysel işler yapmaya özel vurgu yapan ekol mu’tezile.
** İslamcılara göre öncelikle kadının eğitim ve öğretimine önem verilmeli, dar alanda da olsa kadın sosyal hayatta kendini göstermelidir.
** İslamcıların karşı çıktığı batı orjinli düşünceler materyalizm, ırkçılıktır.
** Modernleşme sürecinde bazı İslamcıların içtihat konusunda ölçüyü kaçırdığını söyleyenler Mustafa Sabri Efendi, said nursi dir
İslamcıların çokça üzerinde durduğu kavramlar nelerdir;- ittihad ı İslam, tenasüt, uhuvvet, içtihat, terakki, şura, meşveret, tecdit, ümmet, ıslah, ihya, medeniyet, meşrutiyet, hilafet, taklit, kanun i esasi, kadın hakları.
İslamcıların siyasi görüşleri nasıldır;-zaman, mekan ve ihtiyaçlar dikkate alınarak kuran ın belirlediği genel esaslara göre oluşan her devlet tarzı islamidir. Onlara göre siyasi ve idari işleri yürütenler kuranın yoğunlukla vurguladığı gibi şura esaslarına göre iş görmelidirler.bu nedenle şura ve meşveret çok önemlidir.
saltana ve hilafetin kaldırılmasına taraftar olan İslamcıların amacı zaten çalışamaz durumdaki hilafetin ve çağa uygun olmayan saltanat yönetimine şer i bir zemin bulmak idi
İthat ve terakkide görev alan İslamcılar ve görevleri; said halim paşa ittihat ve terakki partisi başkanlığı, mustafa Sabri efendi ittihat ve terakki üyeliği, Elmalılı ittihat ve terakkinin ilmiye şubesinde, said nursi ittihadi Muhammedi cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır.
** Birinci meclisten sonra ortaya çıkan durum İslamcıların birlikteliklerini az da olsa farklılaştırmıştır. Bir kısmı dev görev alımı bunlar; a. Hamdi Akseki, seyyid bey, m. Şemsettin Günaltay, bir kısmı üniversite reformuna kadar üniversitede ders vermiştir; babanzade, Ahmet naim, Ferit kam, İzmirli İsmail hakkı, bir kısmı da yurt dışındayı tercih etmiş bunlar; m. Akif, m. Sabri.
Meslis tarafından hangi İslamcılara görev verilmiştir?; Mehmet Akif kuranı kerim mealı, Elmalılı kuran tefsiri, babanzade tecridi sarih in şerh ve tercümesi ile görevlendirilmişler ve bu görevleri liyaketle yerine getirmişlerdir. Ancak m. Akif in hazırladığı mealin kendisi tarafından basılmasının istenmediği bilinmektedir. Elmalılının hazırladığı tefsir hak dini kuradildir. Babanzade nin hazırlamaya çalıştığı tecridi sarihin tercüme ve yorumuna ömrü vefa etmemiştir.
İttihad i İslami ne demektir?; Osmanlının temsil ettiği halifelik kurumunun yeniden realize ve idaalize edilmesine odaklanıyordu buna da ittihad i İslam adını veriyorlardı.
İslamcıların batılı düşüncelere cevapları; 1- Büch in madde ve kuvvet adlı eserine İsmail ferid in iptali mezhebi maddiyyun adlı eseriyle cevabı.2- ernest renanın sorbonne üniversitesinde verdiği İslam ve bilim adlı konferansına İslamcıların verdikleri cevaplardır. Bunlardan; Namık kemal in rena müdafanesi 3- reinhar pieter anne dozy nin İslam tarihi hakkında yazdığı aşağıalyıcı metinlere karşılık yazıdığı cemil Meriç in sitayişle kjendinden bahsettiği Filibeli Ahmet Hilmi nin yazdığı tarihi İslam adlı eseri. 4- İsmail fenninin materyalist ve ateistleri eleştiren madiyyun mezhebinin izmihlali adlı eseri.
** cumhuriyet dönemi İslamcıların üzerinde oryantalist çalışmaların inkar edilmez etkileri vardır.
** İslam felsefesi ve kelami konularda İsmail hakkı İzmirli, tefsir konusunda Elmalılı, İslam hukuku ( ilmihal düzeyinde) İslam akadi İslam ahlaki a. Hamdi Akseki, Mustafa Sabri İslam akaidi ve güncel konularda, said nursi iman ve tevhidi temellendirme, babanzade Ahmet naim hadis yorumculuğu felsefe dili ve İslam ahlaki konularında, m.akif şiirde.


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:56.

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
İmamlar müezzinler mbsts becayiş cami arapça ilahiyat önlisans hepsi burada diyanet personeli haber bülteni başkanlık hac umre din namaz imam imamlar Cami halısı cami süpürgeleri cami süsleme nakkaş minare yapımı cami ısıtma cami ses sistemleri cami levhaları namazvakit arapca kaynak eserler Diyanet Duyurular imam becayiş İmam müezzin ezan sela din görevlisi din görevlileri diyanet haberler imam hatip münhal kadrolar hac sınavları ilahiyat önlisans diyanet teşkilat haberi yeterlik Mbsts kitabı diyanet yeterlik
www.dibpersonel.com